Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Her Şey Yolunda Gidiyor.. mu?

Herşeyin iyi gittiğini sanan arkadaş, okuduğun, takip ettiğin kaynak, medya neler yazıyor bilemiyorum ama kendi iyiliğin için bir de farklı kanallardan haberlere göz at. Aşağıda belirtilen konuları bir araştır çünkü seni ve aileni de çok yakından ilgilendiriyor.

Herşeyin iyi gitmediğini bilen ve kendini/gününü kurtarmak için yanlışları görmezden gelen, hatta bu yanlışları yaratanlarla beraber olan, yanlışa katkıda bulunan arkadaş; umarım Allah'a inanmıyorsundur. Çünkü eğer Allah'a inanıyorsan, o zaman ölümden sonra Allah karşısında hesap vereceğini de bilirsin. Allah'ın herşeyi görüp bildiğini de bilirsin. Allah karşısında nasıl hesap vereceksin?

Herşeyin iyi gitmediğini bilen fakat sadece konuşup bildik hayatına devam eden arkadaş; bu duruşunla kimseye faydan yok. Senin gibilerin sayısı hayli fazla. Bir tek sen olsan sorun değil ama milyonlarca kişi umursamaz olunca kötü gidişatın değişmesi de pek mümkün görünmüyor, öyle değil mi? İşte bu nedenle çöküş kaçınılmaz olacaktır.

Dünyanın en zengini, Meksika'lı bir iş adamı CNN Int. televizyonunda konuşuyor; bilgili olduğu belli ve başkalarının söyleyemeyeceği fikirlerini rahatlıkla anlatıyor: "insanlar artık daha uzun yaşıyor, daha uzun yıllar çalışıyorlar veya çalışabilirler. Ama haftada 3 gün iş günü olsun, diğer 4 gün istediğini yap; ailenle geçir, yeni bilgi ve beceriler edin, sanatla, sporlar uğraş?' Gerçekten ne ideal bir düşünce! Sonra aynı kişi şunları söylüyor: "Avrupa ve Amerika'nın uyguladığı bol para politikası (ekonomik krizden çıkmak için darphaneler sürekli karşılıksız para basıyor ve piyasalarda bolca sıcak para var) sayesinde Meksika gibi gelişmekteki ülkelerin altyapılarını güçlendirecek, endüstrileşecek kaynaklara ulaşmaları kolaylaştı, bu avantajı çok iyi kullanmak gerekiyor". Bu büyük insan dünyanın gerçek durumunun farkında mı? "Büyüme/gelişme" nedeniyle dünya dengelerinin bozulduğunun ve artık alarm zillerinin çaldığının farkında mı? Ülkelerin zenginleri, aydınları, liderleri, üstün insanları farkında mı?

Benden çok daha iyi bilen büyüklerim, siz büyük insanlar; ben basit bir çiftçi olarak kısıtlı bilgi ve becerimle bazı gerçeklere ulaştım. Sizlerin bilgi ve imkanları çok daha fazladır, siz daha iyi bilirsiniz. Lütfen altta sıraladıklarım doğru mudur, sizler söyleyin. Sürekli artmakta olan çok ciddi problemler var:

  • Yaklaşmakta olan ekonomik kriz. Konut balonu oluştu, bir milyona yakın boş konut var, satılamıyor ama inşaatlar hız kesmiyor. 2008 yılında ABD'nin başına gelenin aynısı bizde olmak üzere. Bu ekonomik kriz herkesi etkileyecek.
  • Artan gıda fiyatları. Son yıllarda iklimdeki garipliklerden dolayı birçok üründe rekolte düşüşü var ve temel gıda fiyatları sürekli artıyor. Eskiden kendi gıdasını üretebilen nadir ülkeler arasındaydık. Artık et, tahıl ve hatta saman ithal eder olduk.
  • Artan hayat pahalılığı: halkın büyük bölümü sürekli ve gittikçe fakirleşmekte, sosyal yardımlara muhtaç hale gelmekte.
  • Zengin ile fakir arasında sürekli açılmakta olan oransız gelir dağılımı. En zengin 80 kişi toplamda dünyanın en fakir %50'sinden daha zengindir. Güç ve para kaynağını elinde bulunduranlar az bir kısım insan gittikçe zenginleşirken, çoğunluk fakirleşmektedir, bu durum aynen ülkemiz için de geçerlidir.
  • Dünya çapında uluslararası barışın, güvenliğin gittikçe azalıyor olması: Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Mısır, Filistin, Ukrayna'daki gelişmeler?
  • Tahrip edilen doğa: sit alanları yapılaşmaya açılıyor. 2B araziler satılıyor, konutlaşmaya açılıyor. Derelere HES inşaası ile yerel ekosistemlerin tahribatı. Yeni otoyollar ve köprülerle doğal ormanların dengesinin bozulması, tahribatı.
  • Köylerden, kırsaldan şehirlere göç: artık kırsalda geçimini sağlayamayanlar çözümü şehirlerde iş aramada ve şehre göçte buluyor.
  • Artan şehirleşme, şehirlerde gittikçe zorlaşan, dayanılmaz hale gelen zorlu yaşam. Gittikçe büyüyen şehir sorunları: kirlilik, trafik, stres, hastalıklar, sosyal patlamalar, çarpık şehirleşme, doğa tahribatı?
  • Kırsalda boş kalan tarım arazileri yağmur ve rüzgarla erozyona uğruyor ve değerli üst toprak kaybediliyor: toprağın bereketini kaybediyoruz.
  • Kirletilen hava, su, toprak: Endüstrilerin yan atıkları artan oranda doğayı ve doğal kaynakları kirletiyor. Marmara denizi'nde birçok bölgelerde denize artık girilemiyor. Birçok göl ve dere de ciddi oranda kirli.
  • Endüstriyel tarımdaki suni gübreler ve kimyasal ilaçlar nedeniyle toprağımız zayıflıyor, ölüyor.
  • Tahıl, sebze, meyvelerin büyük kısmı artık doğal ve sağlıklı değil. Gıdada ve daha birçok şeydeki kimyasallar nedeniyle gittikçe artan sağlık sorunları yaşıyoruz: artan kanser vakaları gibi.
  • Endüstriyel aktiviteler nedeniyle havaya salınan gazlar doğayı, canlıları ve insanları da hasta ediyor. İklim değişikliğine neden oluyor.
  • Denizlerdeki balık stokları ciddi oranlarda azalmakta.
  • Aslında bu durum hemen tüm doğal kaynaklar için aynı, mesela ormanların yokedilmesi gibi. Doğanın üretebileceğinden fazlasını tüketiyoruz. Bu durum ilelebet devam edemez. Çocuklarımızın yaşamlarını sürdürebilmeleri için yeterli kaynak kalmayacak.
  • Doğa stres içinde: eskisi gibi mevsim normalleri kalmadı. Düzenli bahar yağmurları yerine olmadık zamanda ani baskın halinde yağmurlar ciddi mal ve can kaybına neden olan ani sellere yolaçıyor. Geçen kış pek kış olmadı. Ocak, Şubat ve Mart'ta mevsim normallerinin bir hayli üzerinde seyreden yüksek sıcaklar nedeniyle bitkiler erken çiçeklendi. Mart son yarısında aniden havalar soğudu ve don yaptı. Bitki çiçekleri bu donda zarar gördü. Birçok ürün rekoltesinde %50'nin üzerinde düşüşler oldu. Ardından Haziran ayında uzun süre devam eden yağmurlar yine ürünlere zarar verdi: kirazlar ağaç üzerinde patladı ve küflendi, çilekler tarlalarda çürüdü. Birçok bitki çiçeği de döllenemedi. Tabi bu durumlar nedeniyle gıda fiyatları aniden arttı.
  • Hava sıcaklıkları Temmuz ve Ağustos aylarında 30 derecenin altına nadiren iniyor. Sürekli aşırı sıcaklar yaşıyoruz. Bundan 30 yıl önce yaz aylarında sıcaklıklar çok nadiden 30 derecenin üzerine çıkardı, güneşten koruyucu krem nedir bilmezdik, saatlerce güneş altında kalabilirdik. Şimdi Ağustos güneşinin altında sadece yarım saat kalmayı deneyin, fena olursunuz. Bitkiler sürekli bu aşırı sıcaklara maruz. Birçok bitki 30 derecenin üzerindeki sıcaklarda strese girer, verimi düşer, canlılığı azalır. Güney illerde 40 derecenin üzerinde ve hatta rekor olan 50 derece üzeri sıcaklar yaşanmaya başladı.
  • Doğadaki canlılar ölüyor: arıların topluca ölümleri, ansızın kuş ölümleri
  • Artan salgın hastalıklar: grip, sıtma, ebola?
  • Ülke çevresindeki cadı kazanları: Yunanistan'daki derin ekonomik kriz, Irak ve Suriye'de savaş ve hiç görmedik bir "Işid" tehlikesi. Irak'ın bölünme riski ve bunun Türkiye'yi nasıl etkileyeceği?
  • Ülke içindeki onlarca yıldır bitmeyen "Kürt" sorunu ve buna eklenmesi muhtemel "Alevi", Hıristiyan, Dinsiz v.b. sorunları.
  • Ülke demokrasisinin artık tartışılır olması. Anayasanın hiçe sayılması ve keyfi irade ile yönetildiğimiz algısı.
  • Artan yolsuzluklar, adaletsizlikler, baskı olduğunu düşünen çok ciddi bir insan kitlesinin varolduğu gerçeği.
  • Çocuklarımıza gerçekten gerekli ve doğru eğitimi vermiyoruz. Etik ve ahlak değerleri yetersiz. En güzel doğal alanları bile işte bu nedenle çöplük haline getiriyoruz. Gerçekten insan olmayı öğretemiyoruz. Doğa ile barışık/ sürdürülebilir yaşamayı, kendi doğal gıdamızı üretmeyi, insana ve doğaya saygıyı,yardımlaşmayı, paylaşmayı, hoşgörüyü öğretemiyoruz.
  • İstanbul'da Haliç'te kükürt kokusu algılayan insanlar endişeye kapıldı. Acaba çoktandır beklenen İstanbul depremi yakında mı? Deprem ülkesiyiz, 1999 depremindeki acılar hala taze. Bunun çok daha büyüğü İstanbul'u her an vurabilir? Şehir buna hazır mı? Biliyor muydunuz, hala şehirdeki binaların yarısından fazlası bu depreme dayanıklı değil.
  • VE En Önemlisi: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ...
  • İklim üzerine çalışan bilim insanlarının %97'si (onbinlerce bilim adamı demektir) artık insan etkisi nedeniyle iklimlerin değiştiğini ve böyle giderse yakın zamanda çok ciddi sorunlar oluşacağını ve bir çöküşün kaçınılmaz olacağını söylüyorlar.

Bu öylesine ciddi ve dünyadaki herkesi ilgilendiren bir olaydır ki, aslında tüm dünyada şu anda bir seferberlik ilan edilmiş olması gereklidir. Ancak hem ülkeleri yönetenlerin hem de bireylerin umursamazlığı nedeniyle her geçen gün daha da tehlikeli bir geleceğe doğru gitmekteyiz.

Artan insan nüfusu, artan tüketim ve özellikle hızla artan fosil yakıt tüketimi doğanın dengelerini bozdu ve böyle devam edersek dengeler daha hızlı ve çok daha kötü şekilde bozulacaktır. Artık bu durumu gözardı etmemeliyiz ve bu alanda hepimize düşen çok önemli görevler var. Ancak hep birlikte doğru adımları atabilirsek kötü gidişatı durdurabiliriz.

Sanırım yukarıdakiler dışında unuttuğum başka önemli şeyler de vardır, bilenleriniz ekleyip acı durumları daha da zengileştirsin.

Yukarıdakilerin hangisi gündemde, medyada ciddi şekilde ele alınıyor, hangisine çözümler aranıyor? Büyük insanların kaçı bu meselelerin farkında ve çözüm aramakta. Ve bizler, kaçımız bu konular üzerinde ciddi tartışmalara girebiliyoruz ve çözümler üretmek üzere çalışıyoruz?

Yukarıdaki meselelerden sadece birini gerçekten araştırmaya başlasanız, göreceksiniz ki aslında tüm bu sorunlar hep birbirlerine bağlıdır. Temeldeki sorun mevcut insanlık sistemidir. İnsanlar artık doğa ile barışık yaşamıyor, çok hızlı ürüyor, çok fazla tüketiyor. Bunları konuşmadan ve çözüm üretmeden sadece tek bir soruna geçici çözümler üretmek işe yaramıyor ve çoğu zaman durumu daha da kötüleştiriyor. Öyle hale geldi ki artık en görmek ve kabullenmek istemeyenler bile sistemin temelinde ciddi sorunlar olduğunu farkedebiliyor. Böyle daha ne kadar devam edebilir?

"Pozitif düşünelim, içimizi karartmayalım" diyenleri duyar gibiyim. Evet, aklı selimi korumak için denge önemli, sürekli kafayı bu sorunlarla meşgul etmek ruhsal sağlığa pek iyi gelmez. Ama pozitif düşünme hakkı sadece çözüm için çaba gösterenlerde olmalı bunu haketmek lazım. Sadece pozitif düşünerek bir yere varılmadığı ortada. Artık elini taşın altına koyma vakti. Daha ne olmasını bekleyeceğiz? Daha ne kadar zorlanmamız lazım ki uyanabilelim ve harekete geçebilelim?

"Aman düzen bozulmasın, işler yürüsün?" diyen arkadaş, bil ki bundan böyle her geçen gün daha da zorlanacağız çünkü düzen temelden bozuk ve artık kendi yükünü taşımaz hale geldi. Ama mevcut düzenden nemalanan ve rahat yaşayadığını sanan çok insan var. Onlara sözüm, ?Yukarıdaki problemleri bir araştırın, o zaman göreceksiniz ki mahvetmekte olduğumuz şey aslında sizinkiler dahil tüm çocukların geleceği??

Uzun yıllar insanların yükünün önemli kısmı doğaya taşıtıldı. Doğayı kirlettik, ahengini bozduk, kaynaklarını tükettik. Ve artık doğa tepki veriyor ve uyarıyor: "Ey insanoğlu, ya artık uyan ve toparlan, ya da bundan böyle sana rahat yüzü yok" diyor nasıl mı? Garipleşen havalarla, artan afetlerle, kuraklıkla, bereketsizlikle? Ama sadece bu mu? Ya garipleşen yönetimler, kargaşalar, savaşlar?

Biliyor muydunuz, Mısır'da ayaklanmalar başlamadan önce uzun süre un kıtlığı yaşandığını ve milletin ekmek alabilmek için sürekli ve saatlerce fırınlar önünde sıra beklediğini? Çünkü 2010'da aşırı sıcaklardan Rusya'da devasa yangınlar çıkmış ve buğday tarlaları yanmıştı, Rusya tahıl ihracatını durdurdu ve Rusya'dan özel indirimle tahıl alan Mısır tahılsız kaldı! Suriye?de iç savaş çıkmadan önce 4-5 yıl boyunca aşırı kuraklık olduğunu, kırsalda insanların artık çiftçilik yapamaz duruma geldiklerini ama hükümetin destek yerine baskıya başvurduğunu ve yaşam mücadelesi için başkaldırıldığını biliyor muydunuz?

Mesele, çok geç olmadan vaktinde uyanıp uyanamayacağımız?

Uyananlar ne yapıyor, neler yapılabilir, çözüm? sonraki yazı konusu.



Yazar: Taner Aksel    Tarih: 11.03.2015 15:08:39













Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel