Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Pozitif Geri Bildirimlerle Gidişat...

9-Ekim-2014

Uzmanlığım binaların depreme dayanımını tespittir. Bu konuda ABD'de master tezi yaptım, 2 karayolu köprüsüne deprem simülasyonu verip tepkileri ölçtüm. Yapıların depremlerde neden yıkıldığını araştırdım. 1994 sonunda Türkiye'ye dönüp iş hayatına atıldım, yapıları tasarlayan yazılımlar sattım, geliştirdim, inşaat mühendislerine eğitimler verdim.

2007 yılı sonunda ABD'de başlayan mortgage krizi küresel bir krize dönüşünce işlerim etkilendi. Bu krizin neden bize de geldiğini merak ettiğimden kısa bir araştırma yaptım. Bir makalede ABD'deki ortalama ev fiyatlarının son 20 yıldaki değişim grafiği gösterilmişti. Bu grafik ilgimi çekti çünkü köprülerin deprem dayanımını tespit için yaptığımız çalışmalarda da çok benzer bir grafik elde etmiştik. Ev fiyatlarının nasıl üstel oranda artışa geçtiğini ve küresel bir krize yol açtığını okurken farkettim ki, grafiklerin şekil olarak benzerliği yanında, davranış benzerliği de var. Binaların depremlerde çökmesine yol açan davranış ile insanların ekonomik krizlere yol açan davranışları çok benzer. Merakım arttı ve 2 yılı geçen bir araştırmaya giriştim ve sonunda "Kritik Eşik" adından bir kitap yazdım.

Kitapta depremler ve ekonomik krizler yanında havanın, suyun toprağın kirletilmesi; ormanların, doğanın yokedilmesi, canlı türlerinin yokedilmesi ve en nihayetinde iklim değişikliğini anlattım. İnsanlık olarak dünyanın, doğanın dengelerini bozduk ve doğa ciddi şekilde tepki vermeye başladı. İleride olabilecekleri kavrayabilmek için yukarıda bahsettiğim davranış şeklini çok iyi anlamak gerekiyor.

"Positive feedback loop" İngilizce bilimsel bir terimdir. Türkçeye tercümesi: pozitif geri bildirim döngüsü. Pek anlaşılır değil, açıklamak gerekir. Durağan, normal durumda bir dinamik sistemde nesneler/bireyler eğer bir (dış) zorlama ile harekete geçer ve üstel artış başlarsa bu üstel artışı hızlandıran iç içe girmiş birçok yeni döngü kendi kendine meydana gelmeye başlar ve eğer bu durum engellenmezse, mutlaka "çöküş" yaşanır. Şimdi örneklerle anlatayım:

Bir yapı deprem anında harekete geçer. Yapının taşıyıcı elemanları, mesela kolon ve kirişler sallanmaya başlar. Deprem hareketi devam ederken, bazı anlarda taşıyıcı elemanlar aynı yönde hareket etmeye başlar. Aynı yönde hareket ise rezonansa neden olur, yani normal dışı/aşırı titreşme. Ne kadar çok eleman aynı yönde hareket ederse, rezonans ta o kadar artar. Aynı yönde hareket eden elemanlar birbirlerinin davranışını etkiler, azdırır. Titreşim arttıkça daha fazla eleman aynı yönde harekete geçer ve bu da titreşimi daha artırır işte buna "pozitif geri bildirim döngüsü" denir. Aslında pozitif bir şey yoktur; neticede çöküş yaşanır. Bilimsel olarak pozitif bir artışı belirtmek için kullanılan bir terimdir.

İklim değişikliği nedeniyle havalar ısınıyor. Yazları aşırı sıcaklar yaşanıyor. Aşırı sıcaktan bunalan insanlar daha fazla klima kullanırlar. Klimalar daha fazla elektrik tüketir. Elektriğimizin %80'i fosil yakıtlardan gelir (kömür ve doğalgaz) daha fazla fosil yakıt yakılır bu da iklim değişikliğini hızlandırır daha fazla sıcaklar olur ve daha fazla klima kullanılır -> pozitif geri bildirim!

İklim değişikliğini azdıran birçok pozitif geri bildirim yaşamaktayız: artan sıcaktan artan buzul erimesi, suların yükselmesi, donmuş toprak altındaki metan gazı salımlarının artması gibi.

Ekonomik kriz: Daha geniş halk kesimlerine mortgage alabilme ve "kira öder gibi" ev sahibi olma imkanı sunulur. Daha fazla insan kredi alıp ev sahibi olur. Binalara talep artar, bina fiyatları artmaya başlar. Daha fazla bina yapılır. Daha fazla inşaat firması türer, daha çok paralar kazanılır. Bankalar daha fazla kredi verir. Eve talep artar, ev fiyatları artar. İnşaat yan sanayii de genişler, daha fazla iş gücü oluşur, daha fazla paralar kazanılır. Yapılan yeni binaların daha fazla insana mortgage ile satılması gerekir -> pozitif geri bildirim. Ve mutlaka bir kriz ile çöküş!

Ekonomik krize neden olan davranışta diğer bir özellik te, zaman geçtikçe daha fazla insanın bu davranıştan nemalanıyor olmasıdır. Bu döngü suni bir refah dönemi yaşatır. Öyle ki, hiç kimse bunun bitmesini istemez ve gerçekleri de görmek istemez. ABD'de böyle oldu, ki sözde dünyanın en güçlü ülkesi. 2007'de kriz gelmeden yıllar önce uzmanlar defalarca uyarmıştı: ev fiyatlarında suni bir balon oluşuyor, bu sürdürülebilir değildir ve en nihayetinde patlayacaktır! Ama kimse engelleyemedi patlamayı.

Bunun bir nedeni de belli bir noktadan sonra pozitif geri bildirimin önlenemez bir şekilde kendi başına harekete geçmesidir. Ta ki çöküşe kadar. Dünyadaki tüm ekonomik krizler böyle gerçekleşmiştir. Ülkemizdeki konut balonu senaryosunu 2000'li yıllarda ABD yaşadı, şimdi sıra bizde.

İyi gözlem yapabilen herkes pozitif geri bildirimleri çevremizdeki hemen her şeyde görebilir: denizlerde balıkların tükenmesi, orman kesimi, havanın/suyun/toprağın kirletilmesi, temiz ve doğal gıdaya erişimin gittikçe zorlaşması... Mesela doğal gıdaya örnek: daha fazla insan şehirlere göçer ve şehirde iş hayatına girer. Köyler boşalır. Daha az kişi doğal gıda üretirken daha fazla "şirket" daha kalabalık insanlara daha ucuz gıda verip daha çok para kazanabilmek üzere gıda ürünleri üretirler. Ama bu gıda ürünleri sağlıklı değildir çünkü içlerinde doğal olmayan türlü kimyasal koruyucular; böcek/hastalık olmasın diye püskürtülen kimyasal zehirlerin artıkları vardır.

Şirketler gıda üretmek için doğanın döngüsünü, doğallığını da önemsemez. Topraklara suni gübreler, ilaçlar, zehirler atılır. Toprak ölür, suni gübreden sızan azot suya karışır, dereler, göller kirlenir. Doğal tarım daha az toprakta yapılır, doğal gıdaya erişim zorlaşır, doğal gıda fiyatı artarken suni gıda fiyatı azalır ama sağlığa zararları da artar. Daha fazla insan suni gıda alır.

Ayrıca bereketsizleşen toprak nedeniyle daha fazla köylü şehirlere göçer, fabrikalarda veya Soma gibi madenlerde, inşaat sahalarında iş arar. İş güvenliğinin hiç önemsenmediği ortamlarda çalışmak zorunda kalırlar, türlü kazalar meydana gelir.

2008'de farkettiğim bir şey de sadece ekonomik kriz değil, en nihayetinde sistem krizinin de kaçınılmaz olacağı idi. Temel sorun, sürdürülebilir olmayan sistem sorunudur. Sürekli öz kaynakları satarak/tüketerek/yokederek, doğayı katlederek, her yeri betonlaştırarak, havayı/toprağı/suyu kirletmeye devam ederek hemen her alanda pozitif geri bildirimlere neden oluyoruz ve doğada/hayatta normal dışı olaylar baş gösteriyor.

Gezi olayları şehirde çok az kalmış yeşil alanı ve ağaçları korumak için başladı. Eğer insanlar beton yığınları arasında boğuluyor gibi hissediyorsa, dört insandan biri kendini ruhsal olarak iyi hissetmiyorsa (ülkemiz insanı üzerine yapılmış yeni bir araştırmanın sonucu) ve yeni beton yığınları artan oranda yapılmaya devam ediyorsa, bir noktada patlama olacaktır.

Kırsaldan şehre göç arttıkça şehirler de büyüyecektir ama sorunları da katlanarak artacaktır. Şehir çeperinde gettolar oluşacaktır. Hayat zorlaşacaktır, sosyal çalkantılar yaşanacaktır. Yönetimler bu sosyal çalkantıları kontrol edebilmek için demokrasiden uzaklaşacaktır. Diğer yandan iklim değişikliği kırsalda yaşamı daha da zorlaştıracaktır: öngörülemeyen ani hava değişimleri, fırtınalar, ani seller, donlar, kuraklık...

Daha fazla kırsaldan şehre göç, daha fazla sorun, daha az demokrasi, daha fazla çalkantılar? Tabi şehirde yaşayanların daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğu ve daha fazla tükettiği ve bunun da iklim değişikliğini daha da hızlandırdığı gerçeği de var -> pozitif geri bildirim.

2008'de bu durumları farkettiğimde yakın gelecekte olabilecekleri de öngörmüştüm -> acayip garip, dengesiz, tehlikeli günler içindeyiz artık, öyle değil mi? Her an her şey olabilir; savaş, ekonomik kriz, toplumsal başkaldırı, ani fırtına, sel veya şehirlerin süregelen kuraklıktan dolayı susuz kalma riski.. seç seçebilirsen!

Kitabımda anlatmaya çalıştım, anlatabildiğim herkese anlatmaya çalıştım. Ama gücüm çok az, bu karmaşa içinde sesim kısık. Ve sadece anlatarak ta olmuyor. Çözüm bulmak, sunmak gerek.

Konuşmayı, kahvehanelerde/kafelerde sohbetlerde ülkeyi kurtarmayı çok severiz. Gerçekten çözüm için çabalamaya gelince, çok ama çok az kişi bunun için uğraşır. Ülkeyi kurtarmak üzere çözüm sunmak ne haddime, maşallah bunun uzmanı olan çok değerli insanlar var ülkemizde ve sayelerinde bu hallere geldik sonunda. Hep aynı nutuk "Ülkemiz, devletimiz güçlüdür, herşeyin üstesinden gelir. Ülkemizin refahını artırmak için en iyisini yapmaktayız".

Ama yapılanlar: ülke beton şantiyesi halinde, neredeyse tüm varlıkları talan edilmiş, sürekli artan bütçe açığı, sosyal çalkantılar... Nereden patlayacağı da belirsiz. Bugün Kürt ayaklanması, zaten Aleviler sürekli sokaklarda gösteri halinde, yarın gençler yine sokakta, yine bir sürü olaylar...

Benim gücüm bunları önlemeye yetmez elbet. Ama benim gücüm kendi hayatımı değiştirmeye yeter! Çözüm benle başlar. Ben çözüm olmalıyım!

Çözümüm, yaşam kaynağımı anlamak ve ona dönmek oldu.

Bizleri birbirimizden ayıracak onlarca şeyi hemen bulabiliriz: din, mezhep, milliyet, zengin, fakir, okumuş, cahil? Ama hepimizin ortak çıkarları aynıdır: toprak, su, hava ve doğa! Ve ne yazık ki yaşam kaynağımıza ihanet ettik ve bunun bedelini artık ağır bir şekilde ödüyoruz.

Ben doğa ile barışık yaşamıyordum, hatta 40 yaşına kadar bunun önemini, değerini de bilmiyordum. Sistem içinde sistemin bir dişlisi olmak üzere eğitilmiş ve bunun karşılığında rahat bir hayata erişmiş standart bir insandım. Ama farkedip, öğrendikten sonra artık o eski hayata devam edemezdim. Eğer devam etsem, o zaman problemin bir parçası olmaya da devam edecektim ve gidişat hakkında yakınmaya hakkım olmayacaktı.

Dönüşmem gerekiyordu ve bunun için de önce öğrenmem gerekiyordu: sürdürülebilir yaşamı, doğa ile denge halinde yaşayabilmeyi.. Çok okudum, araştırdım. Bahçecilikle başladım, tecrübe kazandım. Kendi kendine yetebilen, güneş ve rüzgardan kendi enerjisini üreten, atıklarını dönüştüren, doğal yapıları olan, kimyasal gübre ve ilaç kullanmadan kendi doğal gıdasını üretebilen bir yaşam alanı meydana getirmeye başladım. Bunda oldukça da yol aldım. Doğa içinde geçirdiğim son 4 yıl hayatımın en zor, ama aynı zamanda en keyifli, en çok öğrendiğim ve tecrübe kazandığım yılları oldu.

Bir çiftlik meydana geldi ve çiftliğe insanlar gelmeye başladı. Hocalar, öğrenciler, çocuklar, dünyanın her yanından gönüllüler, kursiyerler, stajyerler? Birlikte toprakta çalıştık, toprağı canlandırdık, kompost gübre yaptık, su tutmayı öğrendik. Öğrendiklerimizi, ürettiğimiz gıdaları diğerleri ile paylaştık. Çok güzel dostluklar kuruldu, lezzetli yemekler, keyifli sohbetler yapıldı. Bir insan daha ne ister ki? Yakın ailem güzel bir hayata başladık. Çiftliğe gelen her dost ta bu güzelliği hisseder, yaşar oldu. Bundan fazla isteyeceğim şey, mümkün olabildiğince çok kişinin böyle bir hayatı yaşayabilmesidir.

Ama ne yazık ki, birçoklarımız için hayat gittikçe zorlaşıyor. Sürdürülemez mevcut sistem nedeniyle kaçınılmaz olarak daha da zorlaşacak ta ki bu sistemin sorunlarını farkeden çoğunluk bu sistemi değiştirmek isteyene kadar (ki aslında bireyler kendileri değişirse, zaten doğal olarak sistem de değişmeye başlayacaktır) veya sistem çökene kadar (ki böyle olursa çok acılar yaşanacaktır).

Eğer bu dünyada insanlık olarak varolmaya devam edeceksek, o zaman doğa ile ahenk içinde yaşamayı öğrenmek ve becermek zorundayız. Bunu ne kadar erken farkedersek o kadar iyi. Yoksa sonumuz ya aşırı uçlara kaçmış ve insanlıktan çıkmış kişilerin elinden gelsin, ya da doğal bir afet nedeniyle gelsin, çok fatketmeyecek; kötü olacak?

Bugün Işid'i konuşuyoruz, korkunç bir terör örgütü ve insanlara yapmadığı zulüm yok gibi. Binlerce insanı hunharca öldürüyor. Çok kötü değil mi?

Daha kötü bir gerçek te var ama. Eğer insanlık olarak mevcut sistemle, mevcut yolda ilerlemeye devam edersek, dünya 2100'e kadar en az 4-5 derece daha ısınmış olacak. Bu da dünyanın çok büyük alanlarının çöl olması, canlı türlerinin büyük çoğunluğunun ve büyük ihtimal insanlığın da yok olması demek. Bunu binlerce bilim insanı yıllardır bas bas bağırıyor ama duyan yok. Bu bir gerçek ve bununla yüzleşen yok. Işid'in hortlamasına neden olan da, neredeyse tüm sorunların temelinde de bizlerin sürdürülemez yaşam tarzlarımız yatmakta. Ya bununla yüzleşeceğiz ve problem olmaktan çıkıp çözüm olmaya başlayacağız. Ya da daha ne kadar kötüleşek diye her gün hayretler içinde kalmaya devam edeceğiz? Doğrusu bu. Medyada diğer konuşulan, tartışılan her çözüm sorunun kendisini çözmekten uzak, sadece acil semptomları geçici olarak önleyici tedbir olmaktan öte gidemeyecektir.

Yazıyı kısa bir hikaye ile noktalamak isterim: Bir gün ormanda yangın çıkmış, tüm hayvanlar kaçışırken, ufak bir kuş gagasına yakındaki dereden iki damla su alıp, yangının üstüne atmış. Bunu gören hayvanlar "amma da aptalsın, sanki senin taşıdığın iki damla suyla yangın sönecek mi?" diye dalga geçmişler. Kuş onlara dönüp şunu söylemiş: "Ben kendi payıma düşeni yaptım, eğer siz de kendi payınıza düşeni yaparsanız, o zaman yangının sönmesi için bir ihtimal doğar!"

Bu son yazımı okuma sabrını gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Bundan böyle bu konularda yazmayı düşünmüyorum. Kendi payıma düşeni yapmak üzere toprağımla uğraşmaktan başka elimden çok bir şey gelmiyor çünkü...


Yazar: Taner Aksel    Tarih: 11.03.2015 15:09:14







Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel