Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Doğadan Ders Almak - Çan Eğrisi

4.5 milyar yaşındaki dünyamızda insanlık sadece son 200 bin yıldır var. Başlangıcından itibaren dünya tarihi içinde sürekli bir değişim yaşanmış. 3.5 milyar yıl önce tek hücrelilerle dünyada canlı hayatı başlamış ve zaman içinde canlı hayatı gittikçe karmaşıklaşmış.

Dünyanın farklı bölgelerinde, yerel bölgenin iklim, toprak, su, hava koşullarına göre canlılar arasında o bölgeye has bir düzen ve denge yani yerel ekosistemler meydana gelmiş. Ekosistemleri meydana getiren tüm canlılar (bitkiler, böcekler, toprakaltındaki bakteriler, mantarlar, hayvanlar) arasında birden çok fayda sağlayacak etkileşimler kurulmuş ve bu sayede yerel ekosistemler gelişmiş, bereketlenmiş.

Görmek isteyen için doğa en büyük öğretmendir.

ekosistem

Mesela bazı bakteriler toprağa düşen bitki artıklarını besine dönüştürür, bazı mantarlar bitki köklerinin çok daha iyi gelişmesini sağlar, solucanlar toprağı havalandırır. Böylece bitkiler daha iyi gelişir, otobur hayvanlara yem olur. Otobur hayvanların dışkıları bakterilerce dönüştürülerek tekrar bitki besini olur. Etobur hayvanlar, otobur hayvanları yer ve otoburların aşırı çoğalarak yerel ekosistemdeki bitkileri tüketmelerini önlerler. Yerel ve kısıtlı doğal kaynaklar o yerel ekosistemdeki canlı sayılarının da dengede kalmasına neden olur. Etobur hayvanların sayısı fazla olamaz çünkü sayıları artarsa kısa sürede otobur hayvanları tüketirler; daha fazla yiyecek bulamazlar ve ölürler.

Doğada sınırlar, dengeler ve döngüler vardır. Kısıtlı kaynaklar bulunan bir ortamda denge ve döngüler olmazsa sonuç her zaman 'çöküş' olacaktır.

Basit bir deney: Bir test tüpüne tek bir bakteri koyalım. Bu tüp içinde bakterinin gelişmesi, çoğalması için gerekli besinler var. Bakteri her bir dakikada ikiye bölünerek çoğalmaya başlar ve 1 saat sonra test tüpü tamamen bakteri ile dolar. Tüpte artık yiyecekleri gıda kalmaz.

Sorular:

  1. Tüpte yiyecek kalmayınca bakterilere ne olur?
  2. Kaçıncı dakikada tüpün yarısı bakteri ile doluydu?
  3. Kaçıncı dakikada tüpün dörtte biri bakteri ile doluydu?

Bakterilerde insan zekası olsaydı ve içlerinden bir tanesi 58. dakikada diğerlerine dönüp sorsaydı: "Ya arkadaşlar bizim yapmakta olduğumuz davranışta bir yanlışlık var, böyle giderse 2 dakika sonra hepimiz öleceğiz." Diğer bakterilerin şunu dediğini duyar gibiyim: "bu herif kafayı sıyırmış, ya oğlum baksana daha dünyamızın %75'ine ulaşmamışız, hala bol gıdamız var. Sen bu saçmalıklarınla ortalığı karıştırma..." Tabi bakteriler böyle düşünecek zekaya sahip değiller.

3.5 milyar yıl önce denizlerde ilk bakteriler çıktığında, denizlerde o bakterilerin çoğalması için gerekli besinlerden bolca varmış. Bakteriler hızla çoğalmaya başlamışlar ve zaman içinde denizleri doldurmuşlar - taki besin bitene kadar. Ardından topluca ölmüşler ve bu canlılardan arta kalanlar denizlerin diplerine yığılmış, birikmiş, üzerlerine kum, toprak, yeni bakteri ve canlı artıkları gelmiş, milyarlarca yıl boyunca deniz dibinde yüksek basınç altında değişime uğramışlar ve 'petrol'e dönüşmüşler. İnsanoğlu bu petrolü derinlerden çıkarıp inanılmaz bir medeniyet kurdu ve hala da petrolü artan oranda çıkarmaya, tüketmeye devam ediyoruz, ama ne pahasına?

Yerel ekosistemler meydana gelmeden önce dünya tarihinde sürekli üstel artışlar, çöküşler, çalkantılar, dengesizlikler, düzensizlikler yaşanagelmiş. Ekosistemlerle yerel denge ve döngüler oluşunca zaman içinde dünya genelinde de bir denge, döngü, istikrar meydana gelmiş. Her ne kadar çok uzun yıllar içinde bazen iklimde büyük değişiklikler yaşansa da, dünyanın birçok bölgesinde yaşamı devam ettirebilen yerel ekosistemler sayesinde dünya tekrar dengeye ulaşabilmiş.

İnsanlık medeniyeti de dünyanın dengeli, istikrarlı bu son döneminde gelişmeye başlamış. Tarımla yerleşik hayata geçen insanlık, bereket ve bolluk için istikrarlı bahar yağmurlarına güvenmişler. Yaz sıcaklıklarının ne seviyelerde olacağını, ne kadar sürebileceğini tahmin edebilmişler.

Bazı insanlar diğerlerinden daha meraklı oluyor. Etraflarında olan bitenleri gözlemliyorlar ve gözlemden genellemeye, varsayıma, tahmine, teoriye ve nihayetinde doğal kanunlara ulaşıyorlar. İnsanlık bugünkü teknolojiye, bilime, konfora işte bu tür insanların emekleri ile geldi.

Meraklılardan biri, Belçikalı bilim adamı Adolphe Jacques Quetelet idi ve ölçüm hastasıydı. 1820 ve 1830'larda şehirlerdeki doğum, ölüm oranlarını, gün içindeki sıcaklıkları, iş kollarını, insan boylarını, ağırlıklarını, güçlerini, alkolik oranını, suç oranını vesaire inceledi. Bir deneyde, Quetelet 5738 İskoç askerinin göğüs ölçüsünü aldı. Ölçümleri grafiğe döktü ve karşısına çan eğrisi (normal dağılım) çıktı. Çalışmalarının neticesinde Quetelet, ?averaj insanı? tanımladı: binlerce gözlem ve elde ettiği veriye göre, ortalamaya yakın bölgede bulunan insanlar, averaj insanlardı. Ortalamadan uzaklaştıkça, Quetelet'e göre ?hata?lar, yani averajdan sapmalar, aynı çan eğrisindeki gibi iki yanına doğru, simetrik olarak hızla düşüyordu; averajdan uzak insanların sayısı çok azalıyordu. Boyu 2 metreyi geçen insan sayısı çok azdır; boyu 2,46 metre olan tek ve en uzun insan ise Sultan Köse isimli bir Türk'tür.

türk erkekleri boyları çan eğrisi

Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, 18-29 yaş Türk erkeklerinin ortalama boyu 176,1 cm'dir. Türk erkeklerinin %90'ı 163,5 cm ile 188.7 cm arasındadır. 163 cm'den kısa veya 189 cm'den uzun erkek oranı, boy daha da kısaldıkça veya uzadıkça, hızla düşmektedir. Yani 2 metreden uzun veya 1.5 metreden kısa çok az erkek vardır.

1822-1911 yılları arasında yaşamış olan Francis Galton da ölçme meraklısıydı ve kendinden yirmi yaş daha büyük olan Quetelet'in çalışmalarından çok etkilenmişti. İnsanların kafalarını, burunlarını, kollarını, boylarını... kısacası ölçülebilecek ne varsa ölçerdi. Yolda yürürken yanından geçen kızları güzelliklerine göre fişlerdi: güzel bir kız geçince sol cebindeki kağıda bir delik atar; pek güzel olmayan bir kız geçince de sağ cebindeki kağıda delik atardı. Bu sayede gittiği yerlerin bir güzellik haritasını çıkarmış oldu. Buna göre Londra kızları en yüksek notları aldı ve Aberdeen kızları da en düşük.

Galton da gözlem ve ölçümlerinde normal dağılımın etkisini gördü. Cambridge öğrencilerinin 7634 adet matematik sınav sonuçlarında çan eğrisini tesbit etti. Benzer çan eğrisini askeri akademi giriş sınav sonuçlarında gördü.

Galton'un en çok ilgisini çeken konu ise ?soyaçekim?di. Galton, Charles Darwin'in kuzeni idi ve hem kendi ailesinde, hem de İngiltere'nin ileri gelen ailelerinde zeka ve becerinin kalıtımsal olarak yeni nesillere geçişini belgelemek istiyordu. 1866 -1869 yılları arasında binlerce veri topladı, inceledi ve ?eugenics - öjenik? adını verdiği bu yeni alan ile doğal olarak daha zeki ve yetenekli kişileri, aileleri tesbite başladı. Bulgularını "Kalıtımsal Dahi" adını verdiği kitabında topladı. Kitap, İngiltere"de ?üstün insan? olarak nitelenebilecek kişilerin sayısını tahminle başlar. Orta yaşlı ingilizler arasında üstün insanların oranını 4000'de 1 olarak belirledi. O günün İngiltere'sinde yaklaşık 5000 üstün insan olduğunu tahmin etti.

Galton herşeyin ötesinde, yetenek ve üstünlüğün kalıtımsal olarak yeni nesillere aktarıldığını kanıtlamak istiyordu ve kalıtımın önemli olduğunu tesbite çalıştı. İncelemelerinde, her 9 hakimden en az birinin diğer 286 hakimin yakın akrabası olduğunu gördü. Ayrıca hakimlerin yakın akrabaları arasında generaller, edebiyatçılar, şairler, hekimler vardı. Ancak Galton araştırdıkça, istediği sonuçlara ulaşamadığını da gördü. Üstün olarak nitelendirdiği kişilerin çocuklarını incelediğinde, sadece %36'sının üstün insan sınıfına girebileceğini ve daha da kötüsü, torunlara baktığında, sadece %9'unun üstün insan sınavını geçebileceğini gördü. Bu tesbiti şöyle açıklamayı uygun gördü: "üstün ailelerin yeni nesillerinde görülen bozulma, o aile erkeklerinin üstün olmayan kadınlarla evlenmeleri yüzünden oluyor'du.

Galton'a göre iyi bir toplumda, kişinin refah düzeyine, sosyal sınıfına veya ırkına bakmaksınızın, yetenekli kişileri iyi eğitmek gerekiyordu. Hatta ülke dışından yeteneklileri getirmeyi bile önerdi. Ancak yeteneksiz, hastalıklı insanların da üremesinin engellenmesini önerdi. Böylece toplumun zeka ve yetenek seviyesinin yükseltileceğine inanıyordu.

Yarım yüzyıl sonra Nazi Almanya'sı Galton'un öjenik, yani ırk ıslahı bilimini çok ilerilere taşıyarak ari Alman ırkı yaratmak üzere aşağı ırkları toptan yoketmeye başladı ? milyonlarca yahudi, çingene, rus, polonyalı, v.b. öldürüldü.

Galton, gözlemlerden elde edilen verilerin neden hep bir çan eğrisi şeklini aldığını kanıtlamak istiyordu. Bu sayede ortalamadan sapmaları da açıklayabilecekti. 1875'te yayınladığı bir makalede çok önemli olan tesbitini anlattı:

"Çan eğrisindeki, ortalamanın her iki yanında görünen simetrik dağılımın sebebi, kendisi de normal dağılım gösteren etkilerdir".

Bunu aşağıdaki grafik yardımıyla, şöyle açıklayabiliriz: çoğunluğun bulunduğu ortalama bölgesinde çok sayıda, ama düşük önemde etkiler bulunur. Ortalamadan uzaklaştıkça etki sayısı azalır ama önemi veya derecesi artar. İşte bu nedenlerle çoğunluk ortalamanın olduğu bölgelerde birikir, uçlara gittikçe sayı azalır.

normal dağılım

Galton bir araştırmasında ortalamaya doğru bu yaklaşımı tesbit etti. Bu araştırmada 205 anne babanın 928 çocuğunun boylarını ölçtü. Sonuçlara baktığında şunları tesbit etti:

  • Anne babanın boyları uzunsa, çocukların da boyları genelde uzun oluyor; yani kalıtım önemlidir.
  • Anne ve babanın ortalama boyları aynı olan grubun çocukları boy olarak yine normal dağılım gösteriyor.
  • Ancak; ortalama boyları 174 cm veya daha uzun olan ebeveynlerin çocuklarının boy ortalaması, ebeveyn boy ortalamasından düşük çıkıyor.
  • Ayrıca ortalama boyları 174 cmden düşük olan ebeveynlerin çocuklarının boylarının ortalaması da ebeveyn boy ortalamasından yüksek çıkıyor.

Galton şu genel sonuca vardı: ?ideal ortalama yavru tipi, ebeveyn tipinden ayrılarak, atalarından gelen ortalama tipe yaklaşmaya çalışır?. Bir grup insan içinde çok azı üstündür ve bu üstün insanların çocuklarının da çok azı üstün olabilir. Çoğunluk, ortalamada olduğundan, çoğunluğun çocuklarının çoğu da ortalamaya yakın olacaktır.

Eğer doğada böyle bir düzenleme olmasaydı, çok hızla uçlara gidilirdi. Mesela, bir uçta büyük insanların çocukları gitgide daha da büyüyecek ve devler oluşturacak; cücelerin çocukları da gitgide küçülecekti... Doğa da zaman içinde, kavrayamayacağımız kadar garip bir yer haline gelecekti.

Aslında bu Galton için kötü bir haberdi, çünkü ailesinin kalıtımsal olarak üstün olduğu varsayımını çürütüyordu ama ?öjenik? araştırmasına devam etmesini engellemedi. Zayıf insanların olduğu uç kısmı azaltarak, normal dağılımdaki insanların genel zeka seviyelerinin soldan sağa yani üstün insan yönüne doğru çekilebileceğini savundu.

Galton'un bu keşfi bilimsel düşünce açısından bir devrim niteliğindedir. Doğanın temel kanunlarından birini keşfetmiş ve matematiksel olarak ta hem kanıtlamış hem de formüle etmişti. Ortalamaya doğru zorlayan bir kuvvetin varlığını bulmuştu. Bu sayede doğadaki herşey belli bir dengede kalabiliyordu. Ortalamaya doğru zorlama olmasa herşey uçlara doğru gidecek ve bildiğimiz tarzda bir yaşam mümkün olamayacaktı.

Çoğumuz çan eğrisi ile okul yıllarında tanışırız. Öğretmenler yazılı sınavlarını okurken, değerlendirmelerini mutlak olarak değil de, en başarılı yazıyı yazmış olan öğrenciye göre yaparlar ve diğer sınav kağıtlarını bu yazıya referansla puanlarlar. En iyi yazı en yüksek notu alır. En kötü yazı da en düşüğünü. Çoğunluk notları ise bu iki uç not arasında bir ortalama etrafında bulunur: tam olarak çan eğrisine uyar!

Çan eğrisinin şekli, ortalama etrafındaki dağılımın istatistiksel olarak hesaplamasını sağlar ve buna "standart sapma" denir. Standart sapma, bir gözlem kümesini yeteri kadar temsil eden örnek olup olmadığını tahminde çok önemli yer tutar. Gözlem kümesindeki elemanların çoğunluğu, ortalamadan itibaren standart sapma aralığı içinde yer alır. Birbirine benzer iki ayrı gözlem kümesi incelendiğinde, hangi kümenin standart sapması daha küçükse, o gözlem kümesi daha tutarlıdır. Mesela bir sınıfta öğrencilerin aldıkları notlar birbirlerine yakınsa, standart sapma değeri düşük çıkar; ama öğrencilerin notları çok farklılık gösteriyorsa, o zaman standart sapma değeri de fazla olur. Örnek olarak, 10 öğrencinin iki farklı sınav sonuçlarına bakalım:

1. öğrenci

2. öğrenci

3. öğrenci

4. öğrenci

5. öğrenci

6. öğrenci

7. öğrenci

8. öğrenci

9. öğrenci

10. öğrenci

1. sınav notu

5

6

8

4

5

4

6

7

3

6

2. sınav notu

1

3

10

2

3

4

3

9

1

2

  • 1. sınav sonuçlarının ortalaması 5,4 puan ve standart sapması 1,5 puan - yani bu sınıfın notları daha istikrarlı.
  • 2. sınav sonuçlarının ortalaması 3,8 ve standart sapması 3,6 puan - bu sınıfta notlar zıplıyor.

Öğrencilerin okul başarıları veya insanların zeka seviyeleri de normal dağılıma uyar. Toplum genelinde çok az üstün zekalı insan varken, aynı zamanda çok az da 'geri zekalı' vardır.

IQ testi
Normal dağılımı ve çan eğrisini hayatın birçok yerinde gözlemlemek mümkündür: okur yazarlık oranı, gelir oranı...
Ekosistemlerin dengesinde de normal dağılım çok önemli yer tutar. Ekosistemleri meydana getiren canlıların sayılarında bir denge ve sınır olmalıdır. En büyük etobur hayvan sayısı fazla olamaz. En büyük otobur hayvan sayısı da fazla olamaz. Mesela çok sayıda fil olsa, yereldeki bitkileri hızla tüketip o ekosistemi yokedebilirler. Besin zincirinde ilerledikçe canlı sayıları da hızla değişir. Bir ekosistem çok az sayıda fili besleyebilir ama daha fazla sayıda tavuk yaşayabilir. Tavuktan daha fazla sayıda fare olabilir. Fareden çok daha fazla sayıda toprağı havalandıran solucanlar vardır. Solucanlardan daha fazla sayıda böcekler, böceklerden fazla nematodlar, algler, mantarlar, bakteriler...
ekosistemde çan eğrisi
Yerel ekosistemin kısıtlı kaynakları, uçlardaki hayvan/canlı sayılarını da doğal olarak belirler ve bir nedenle bu sayılarda artış olursa, ekosistemin dengesi hızla bozulur - ta ki sayısı artan hayvanların önemli kısmı bu dengesizlikler nedeniyle ölene ve yeniden denge kurulana kadar.

Yerel ekosistemin bitkilerinde de benzer bir hiyerarşi gözlemlenebilir. Hatta 'permakültür' tasarımcıları, insanlar için gıda üreten 'gıda ormanları' tasarlarken bu hiyerarşiyi göz önüne alırlar:

Gıda Ormanı Çan Eğrisi

Bir gıda ormanında az sayıda, yüksek/uzun boylu tepe ağaçların yeralması çok önemlidir çünkü diğer bitkilere aşırı güneşten, yağmurdan, rüzgardan korunma sağlarlar. Tepe ağaçlardan daha fazla sayıda 'baklagil' ağaçlar dikerek toprağın doğal olarak gübrelenmesini sağlarız. Ayrıca bu ağaçların dallarından, yapraklarından, odunlarından faydalanırız. Baklagil ağaçlardan daha fazla sayıda meyve ağaçları dikeriz: uzun yıllar, az bakımla bol gıda verecek ağaçlar bunlardır ama diğer ağaçların faydaları sayesinde daha bereketli olurlar. Meyve ağaçlarından daha fazla sayıda 'çalı' bitki dikeriz: böğürtlen, ahududu, kiwi, üzüm... araziye çit olurlar, rüzgarı, yabani hayvanları keserler, ağaçlara tırmanırlar ve meyve verirler. Çalılardan daha fazla sayıda sebzeler ekebiliriz, sebzelerden çok daha fazla sayıda otlar olacaktır. Bu otların önemli kısmı 'baklagil' otlardan olursa toprak doğal olarak tekrar gübrelenebilir. Otları kesip toprağın üzerini örttüğümüzde toprağın nemini tutmayı sağlar, güneş ışınlarından korur, toprağın organik madde oranını artırır ve böylece toprağın daha fazla su tutmasını sağlar. Otlardan daha az sayıda çiçekler olabilir, çiçeklerden daha az sayıda kök bitkiler: havuç, yer elması, patates. Ve iyi kurgulanmışsa, bu bereketli ormandan çok az sayıda ama çok değerli mantarlar çıkabilir: toprak altından çıkan 'trüf' mantarı gibi.

Normal dağılımı, doğadaki etkisini, davranış şeklini anlamak bazen 'ölüm kalım' meselesi olabilir.

İnsanoğlu doğanın bir parçasıdır ve doğanın kuralları insanoğlu için de geçerlidir. Bunu bilmeyen, kavramayanlar belki de farkedemeden doğaya, dünyaya çok büyük zararlar verebilmektedir.

Kısıtlı kaynakları bulunan bir ortamda, üstel artışla çoğalma ve kısıtlı kaynakları üstel artışla tüketmeye devam etme davranışı sürdürülemez çünkü eninde sonunda bazı kısıtlı kaynaklar tükenir ve o canlı türü için çöküş başlar. Tek bir kişinin davranışı önemli olmayabilir ama milyonlar, milyarlar benzer davranışta bulunursa etkisi küresel çapta olabiliyor. İnsanlık olarak petrolü ve diğer fosil yakıtları artan oranda tüketiyor olmamızın mutlaka bir bedeli olacaktı: iklim değişikliği.

İklimde Denge - Çan Eğrisi

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) 1950'de kurulmuştur ve bu tarihten bu yana dünyanın hemen her bölgesindeki iklim verilerinin kaydını tutmaktadır. Aşağıdaki grafikte 1950-1980 arasındaki ortalama sıcaklık değişimini görüyorsunuz.

Aşağıdaki grafiğin neredeyse mükemmel bir çan eğrisini temsil ettiğini gözlemleyebilirsiniz. Çoğunluk ortalamada, standart sapması az, bir denge, düzen var. Dünya ikliminde milyonlarca yıl içinde bir denge, düzen oluşmuştu. Mevsim normalleri vardı, bahar yağmurları, kışın bol yağış ve kar. Uzun yıllar içindeki aylara göre sıcaklık ortalamaları da istikrarlı idi. Mesela Haziran'da sıcaklık ortalaması 20 derece ise, herhangi bir haziran gününde sıcaklığın 19-21 derece arası olması normaldi ama çok nadiren 18 derecenin altında veya 22 derecenin üzerinde sıcaklıklar olurdu. 1-2 derecelik sıcaklık farkı da önemli değildi. İnsanlar bu normallere güvenerek tarım, hayvancılık yaptılar, geçim sağladılar.

1951-1980 sıcaklık ortalaması

Şimdi 1950-80 arasını baz alarak, 1981-1991 arasındaki değişime bakalım:

Artık bir yılın 365 gününün büyük kısmında geçmişe göre çok daha sıcak günler yaşıyoruz. Ortalamaların 4-5 derece üzerinde günlerin sayısı da gittikçe artıyor.

1990'larda sıcağa doğru kayma hızlanıyor:

Ve 2001 ile 2011 arasındaki değişim:

Artık yazın herhangi bir gününde, uzun yıllar ortalamasından 3-5 derece daha sıcak veya 2-3 derece daha soğuk günler olma ihtimali arttı. Yani bir başka deyişle bir günden diğerine sıcaklığın 7-8 dereceye farklı olma ihtimali arttı.

Bir sınıfın not ortalaması ile standart sapması örneğindekinin aynı burada yaşanıyor. Geçmişte iklimde, sıcaklıklarda bir istikrar, denge varken, şimdilerde standart sapması fazla olan sınıftaki durum yaşanıyor. Nasıl o sınıfta notlar bir uçtan öbür uca zıplıyorsa, bugün de hava sıcaklıklarında sürekli zıplamalar yaşıyoruz. Kış olmasına rağmen Ocak ayı başında 27 derece veya Şubat ortasında 20 derecenin üzerinde sıcaklar görüyoruz ve hemen sonrasında eksi derecelerde soğuk havalar ve kar gelebiliyor. Normal dışı iklim olaylarında (kuraklık, seller, orman yangınları, aşırı sıcaklar ve aşırı soğuklar) bir artışın yaşadığını farketmeyen var mı?

Peki doğada bu zıplamalar sonucu neler oluyor? Bitkilerin tamamı stres altında, erken bahar geldiğini sanan ağaçlar tomurcuklanıyor ve ardından gelen bir kar, don o ağaçlara büyük zararlar veriyor, verim/bereket düşüyor...

Yukarıdaki grafiklerden genel gidişatın daha sıcak günlere doğru olduğu net görülüyor. Ne kadar daha sıcak? Daha şimdiden dünya genelinde sıcaklık ortalaması 1 derece arttı. Bilim insanları toplam 2 derecelik sıcaklık artışını garantilediğimizi ve bunun üzerine çıktığımız takdirde dünya üzerinde bildiğimiz, alıştığımız hayatın sonlanacağını söylüyorlar.

Ama ne beklenirdi ki?

Doğanın nasıl işlediğini, denge ve döngünün önemini gördünüz. İnsanlık olarak doğayı tanımaya önem vermeyip, aksine sürekli doğayı katlederek nereye kadar gidebilirdik? Bunun sonunun iyi olmayacağı belli değil mi? Ama hala farkedemiyoruz...

Yukarıdaki grafiklerde, iklim değişikliğinde yaşananların aynısı insan topluluklarında da yaşanıyor. Belki de doğadan kopuk olamayacağımızın ve doğada olanların bize direkt yansıması olacağının göstergesidir.

İnsanların normal dağılıma uyduğunu gördük. Bir toplumda az sayıda çok kötü insan olabildiğini görüyoruz, bunlara insan bile diyemiyoruz: masum çocukları, kadınları sebepsiz yere öldüren caniler var. Dünyanın her yerinde bu tür canilerin bulunduğunu da biliyoruz. Bir toplumda ayrıca az sayıda çok iyi insan da var - neyse ki. Hayatını başka insanların hayatlarını iyileştirmeye adamış olanlar, kendinden çok başkasını düşünenler de var. İnsanların geneli yine çan eğrisinin ortalarında yer alır - çoğunluk normal diyebileceğimiz hayatlar yaşar: ufak tefek yalanlar söylesek te kötülük yapmaktan, suç işlemekten kaçınırız. Ufak tefek iyilikler yapsak ta genelde kendimiz için yaşarız, başkalarını pek te önemsemeyiz. Ortada, normal yaşayan insanlar toplumun dengesidir, düzenidir. Bu ortalama değişirse ne olur?

Eğer toplumda iyi eğitim alamamış; dünyayı, doğayı, insan olmayı öğrenememiş kişi sayısı çok olursa, dengeyi bulmak ve korumak çok zor olacaktır. Okur yazarlık verilerinin gösterildiği ideal çan eğrisinde beklenen durum şu olmalıdır:

  • Okuma yazma bilmeyen kişi sayısı yok denecek kadar az.
  • Okumaya devam edip profesör olmuş insan sayısı da az.
  • İnsanların çoğunluğu ortalamada ve bu da 'lise bitirmiş' olmalıdır.

İşte mevcut eğitim durumumuz:

Halkın %57'si en fazla 5 yıl okumuş ve bunların içinde milyonlarcası okuma yazma bile bilmiyor. Çan eğrisi düşük eğitim ucuna doğru kaymış. Doğada böyle durumlarda sorunlar çıktığını ve bu durumun süremediğini gördük. Eğitim seviyesi düşük toplumda büyük kitlelerin kısa sürede bir uca doğru sürüklenme ihtimali yüksek olacaktır.

Varsayalım ki, bir toplumda lider kişiler rüşveti, adam kayırmayı normalleştirsinler. İşlerin bu şekilde yapıldığı toplumca kanıksansın. Zaman içinde kendi halinde, ortalamadaki insanlardan bir kısmın iş yapabilmek, para kazanabilmek için bu yöne doğru kayacağı barizdir. Bu kişiler toplumda avantajlı konuma geçer. Bunu gören başkaları da bu yöne kayar - çan eğrisinde kayma başlamıştır ve zaman içinde aynen iklim değişikliğindeki gibi bir durum meydana gelmeye başlar:

  • Toplumun normalleri hızla bozulur
  • Normal dışı olaylar meydana gelmeye başlar ve bu normal dışı olaylar hem çap hem de sayı olarak zaman içinde gittikçe artar.
    • toplumsal huzursuzluk, çalkantılar olur,
    • kadına şiddet artar,
    • caniler kendilerini daha rahat hisseder, kötülükleri artar.
    • ama tepkiler de artar,
    • buna karşı baskı da artar,
    • artan baskı artan tepkilere yol açar.

Bu durumun sürdürülebilmesi mümkün değildir. Ama doğayı, doğal kanunları bilmeyenler, kazanımlarını savunma refleksi ile yangına körükle gitmeye devam ederler...

Birçok davranışın özünde var 'yangına körükle gitmek'. Bilim insanları buna 'pozitif geri bildirim döngüsü' diyor. İklim değişikliği nedeniyle havalar ısınıyor. Yazları aşırı sıcaklar yaşanıyor. Aşırı sıcaktan bunalan insanlar daha fazla klima kullanırlar. Klimalar daha fazla elektrik tüketir. Elektriğimizin %80'i fosil yakıtlardan gelir (kömür ve doğalgaz) ? daha fazla fosil yakıt yakılır ? bu da iklim değişikliğini hızlandırır ? daha fazla sıcaklar olur ve daha fazla klima kullanılır -> pozitif geri bildirim!

İnşaat sektörü ile ülkenin gelişmesi düşünülür. Daha geniş halk kesimlerine mortgage alabilme ve "kira öder gibi" ev sahibi olma imkanı sunulur. Daha fazla insan kredi alıp ev sahibi olur. Binalara talep artar, bina fiyatları artmaya başlar. Daha fazla bina yapılır. Daha fazla inşaat firması türer, daha çok paralar kazanılır. Bankalar daha fazla kredi verir. Eve talep artar, ev fiyatları artar. İnşaat yan sanayii de genişler, daha fazla iş gücü oluşur, daha fazla paralar kazanılır. Yapılan yeni binaların daha fazla insana mortgage ile satılması gerekir. Bu arada ev fiyatları da sürekli artar ama bu artışın sonsuza kadar devam edemeyeceği de aşikardır -> pozitif geri bildirimler nedeniyle ekonomik krize doğru gidilir ve çöküş gelir -> 2008 ABD mortgage krizinde olduğu gibi.

Fosil yakıtlar nedeniyle iklim değişikliği gittikçe daha da hızlanıyor ve etkileri de artıyor. Bu gerçek bilindiği halde fosil yakıt tüketiminde azalma var mı? Hayır. Çünkü fosil yakıtlardan vazgeçmek demek lüksten, konfordan, kazanımlardan vazgeçmek demek. Mevcut insan nüfusu ile bu kısıtlı dünyada, dünyanın kısıtlı kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanarak yaşamlarımızı devam ettirebilmek için çok daha mütevazi yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Dünya genelinde gelişmemiş, gelişmekte olan toplumların hemen hepsi ortalama bir Amerika'lı veya Avrupa'lı gibi yaşamak ister: yıllık gelirin 40 bin doların üzerinde, araban evin var, tatillere gidiyorsun, lokantalarda yemek yiyorsun, iyi giyiniyorsun, iyi sağlık ve eğitim hizmetlerin var, vesaire... Ama böyle bir hayatın doğada bir ayak izi var. O araba doğadaki kaynaklarla yapılmakta, evindeki mobilyalar için ağaçlar kesilmekte, yediğin et için şu kadar dönüme tahıl ekilmekte. Amerika'lının kendi yaşamı için doğadan çektiği kaynak miktarı bir Afrika'lı veya Orta Doğulu'dan kat kat fazladır. Öyle ki, eğer tüm insanlar ortalama bir Amerika'lı gibi yaşıyor olsaydı, dünyamızın kaynakları kesinlikle yetmeyecektir, hatta 5 tane daha dünya gerekecekti - çünkü o kadar orman yok, o kadar temiz su yok, o kadar yeraltında fosil yakıt yok.

Gelişmiş ülkelerdeki insanların yaşam standartlarını devam ettirebilmeleri için diğer ülkelerdeki insanların sefil kalmaya devam etmeleri gerekir. Öyle ki, artık dünyanın geliri düşük olan yarısı, yani 3.5 milyar insanın toplam geliri; dünyanın en zengin 85 kişinin geliri kadar etmiyor. Böyle bir sefaletin, eşitsizliğin devam edebilmesi mümkün mü? Ama elde edilen kazanımları korumak için düzeni sürdürmeye çalışıyorlar.

Hepimizin yapmakta olduğumuz şeyleri düşünme, farketme ve görme vaktidir. Duruma, gidişata nereden baktığına göre farklı pozisyonlar almaya çalışmaktan da vazgeçilmeli. Olaylara biraz uzaktan bakmalı. Temelde ne oluyor? Toplumda meydana gelen günlük olaylar gündemi meşgul ederken, dışarıda doğada çok garip şeyler oluyor, bunu ne zaman farkedeceğiz? Ve doğada olanlarla günlük hayatta yapmakta olduklarımız arasında direkt bağ var.

Kendimizi kurtarabilmek için elimizden ne gelirse yapmaya çalışırken çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğinin yokolduğunu göremiyoruz. Ama göreceğiz, doğa gösterecek. Böyle devam ettiğimiz sürece, daha beterini doğa bize gösterecek - bir taraftan insanın insana yaptığı eziyet artarken, doğa da gerekeni yapacak ve eninde sonunda o eziyeti yapan da gününü görecek. Doğanın kanunu bu.

Çıkış yolu: doğa göstermiş: Çan eğrisinde standart sapması düşük, dengeli bir ortalama, normal meydana getir. Halkın çoğunluğu ortalamada, normalde olsun. Çeşitlilik olsun, çeşitlilik içinde insanlar arasında birden fazla faydayı sağlayacak bağlar kurulsun. Uçlarda aşırılıkları önle: ne aşırı sefalet olsun, ne de aşırı zenginlik. Zenginden artan oranda alınacak vergi ile sefaleti önle, özellikle eğitime yatırım yap. Eğitimde çan eğrisini dengele. Ve bir daha aşırılıklara kaçmayı önleyecek güvenlik sigortaları oluştur. Doğanın kanunu bu.

Şubat 2015, Taner Aksel

Istanbul'da normal dışı kar fırtınası sırasında, yüzlerce aracın kaza yaptığı, Özgecan'ın birkaç gün önce öldürüldüğü bir dönemde kaleme alındı.



Yazar: Taner Aksel    Tarih: 11.03.2015 15:10:06



Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel