Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

En zor zamanda bile umudu koruyabilmek.

UMUT

En zor zamanda bile umudu koruyabilmek.

Ülkede anormal şeyler oluyor, artan sayıda kişi artık bunu görmekte. Ama hala çoğu kişinin görmediği ise dünyanın geri kalanında ve doğada da anormal şeylerin meydana geldiği.

Umudu milyonda bir şans olsa bile korumak zorundayız, aksi takdirde baştan kaybetmiş olacağız ve tüm insanlık kaybedecek. Mesele sadece ülke bekaası değil, çok daha büyük - dünyanın bekaası, gelecek nesillerin yaşam hakkı. Sadece ülkenin değil, dünyanın gidişati feci, hem de çok feci. Olumsuz kanıtları kabullenmek gerekir ki, gerçekten çözüm aranabilsin, umut olabilsin.

Arkeolog ve tarihçi olan Tobias Stone'un ingilizce yazısından alıntı:

Anlaşılan yine o aptal dönemlerden birine giriyoruz - insanların tarih içinde sıklıkla görünen, birbirlerine yaptıkları zulümler...

Tarih içinde yerel bir zamanda insanlar herşeyin iyi gittiğini düşünebilir ama işler hızla çığırından çıkar, ta ki durdurulamayacak hale gelene kadar ve kendi kendimizin kitlesel felaketi oluruz. Bu olayların içinde yaşayanlar için olayların gerçekleştiğini görmek ve nedenini kavramak zordur. İleri zamanlarda tarihçiler bunlardan anlam çıkarır ve birşeyin başka bir olaya nasıl evrildiğini net olarak görebilirler...

İşaret ettiğim şey bunun  bir döngü olduğu. Tarihte hep olmuş ama çoğu insanın sadece 50-100 yıllık tarih perspektifi olduğundan bunların terkar meydana geldiğini göremezler. Birinci Dünya savaşına doğru giden olaylar gerçekleşmeye başladığında az sayıda zeki insan birşeylerin çok yanlış gittiğini ve savaşa doğru gidildiğini söylediğinde, bu kişiler aklını kaybetmiş, deli, aptal olarak küçümsenmişti. Aynı Putin, Brexit ve Trump konularında şu anda endişe dile getirenlerin düşürüldüğü şu anki durumlar gibi.

Sözde tüm savaşları bitirecek 1. Dünya savaşından hemen sonra ikincisine girdik. Yine bunu tahmin etmek tarihçiler için kolaydı. İnsanları artık ülkenin ve geleceğin kontrolünün kaybedildiğine inandır. İnsanlar bir günah keçisi ararlar, karizmatik bir lider popüler ruh halini yakalar ve günah keçisini mimler. Temeli olmayan palavralar atar, kızgınlık ve nefreti körükler. Ardından kitleler tek bir vücut gibi hareket etmeye başlar ? hareketlerinde hiçbir mantık olmadan ve gidişat artık durdurulamaz. Hitler buydu ama ayrıca Mussolini, Stalin, Putin, Mugabe daha birçokları gibi...

İnsanların onmilyonlarca insanın ölümüne sebep olacak durumlar oluşturması düşünülemez ama ardı ardına hep bunu yapmaktayız.

Ama o günlerde insanlar gidilen yolun çöküşe, felakete gittiğini anlamazlar. Haklı olduklarını düşünürler, Kızgın kalabalıklar alay eder, aşağılar, muhalifler alaya alınır. Bu döngü şu anda da dünya çapında yaşanmakta ama aynı öncekiler gibi insanlar göremiyor çünkü:

1. Sadece bugüne bakıyorlar - geçmişi veya geleceği görmüyorlar.

2. Sadece kendi kısıtlı çevrelerinde olanlara bakıyorlar, küresel olarak olayların nasıl evrildiğine değil.

3. Çoğu insan karşıt görüşü okumuyor, düşünmüyor, tartışmıyor, hatta dinlemiyor.

İngilizce yazının tamamı linki: https://medium.com/@theonlytoby/history-tells-us-what-will-happen-next-with-brexit-trump-a3fefd154714#.v5q22dnj3

Ülkemizde bugünlerde büyük bir kargaşa yaşanırken, dünya genelinde de anormal şeyler gerçekleşmekte. Avrupa'da ardı arkası kesilmeyen terör saldırıları, ABD'de zenci halk ve beyaz polis gücü arasındaki gerilim, güneyimizde ardı arkası kesilmeyen insan dramları, iç savaşlar. Sanki dünyanın hiçbir yeri artık güvenli değil gibi. Bir de bunların üzerine normal dışı doğa olayları: tayfunlar, hortumlar, seller, toprak kaymaları, orman yangınları, kuraklık, sefalet, aşırı sıcaktan kaynaklı toplu insan ölümleri... liste uzar da gider. Güneyimizde rekor sıcaklar var - Ortadoğu'da birçok yerde 50 derecenin üzerinde sıcaklar görülmekte, Dubai'de 60 derece görüldü! Doğada da anormal olaylar yaşanmaya başladı ama farkeden ve umursayan kişi sayısı çok az. Ayrıca meydana gelen toplumsal ve doğadaki olaylar birbirinden bağımsız değil. Küresel gidişatı çok geç olmadan farketme zamanıdır.

1990'ların başında okumuş olduğum birkaç bilimsel kitap (ki bunlardan biri Carl Sagan'ın Billions & Billions kitabıdır) insan etkisi nedeniyle meydana gelmekte olan iklim değişikliğinin yakın geleceğin en büyük sorunu olacağı konusunda insanlığı uyarıyorlardı. İnsanların doğaya vermekte olduğu zararı gençliğimde görmüştüm. Bursa?nın içinden geçip Marmara Denizi'ne akan Nilüfer deresi gittikçe kirlendi ve denize aktığı yerden hızla güney Marmara'yı kirletti. Gençliğimde pırıl pırıl sularında yüzdüğüm denizde kızım hiç yüzemedi. 1998'de Uludağ eteklerinde bir tarla aldım, zaman içinde bir çiftlik kurdum. Yıllar içinde çiftliğe gide gele doğada zaman içindeki değişimleri gözlemler oldum: hava sıcaklıkları yıllar içinde sürekli arttı, öyle ki 2016 Şubat'ta 28 derece sıcak vardı ve Uludağ kayak bölgesinde kar kalmadı. Nisan'da 36 dereceyi, Temmuz'da 40 dereceyi gördük. Eskiden nadiren 30 derecenin üzerine çıkardı. Kuraklık arttı, toprak kaybı arttı, civarın bereketi gözle görülür seviyede azaldı. Öyle ki artık Haziran ortasında çobanlar sürülerini başka bölgelere götürmek zorunda kalıyorlar çünkü civarda otlayacak ot, mera kalmıyor. Sonra aniden yağan yağmurlar, sel, toprak kaymaları, canlı üst toprağın hızla yokolması? Kışın karlı havada şiddetli poyraz fırtınası ile köklerinden sökülen ağaçlar, iklim değişimine ayak uyduramayıp kuruyan, ölen ağaçlar, bitki türleri. Kış yapmayınca üstel artışla çoğalan tarla fareleri ve zararları... saymakla bitmez. Uzun süredir doğanın büyük bir stres altında olduğunu, içinde yaşayarak gözlemliyorum. Son 6 yıldır vaktimin çoğu doğada toprakla geçiyor, çok şey öğrendim. Doğanın işleyişini anlamaya başladım. Doğanın çektiği acıları hissediyorum ve ben de acı çekiyorum. Önceden bilemediğimiz türlü normal dışı olayla ilk defa karşılaşıyoruz ve doğal yollarla başetmeye, çare bulmaya çalışıyoruz. Bazen mahsulden oluyoruz, onca emek, çaba boşa gidiyor. Doğada yaşam zorlaşıyor.

Mesleğim inşaat mühendisliği, uzmanlığım binaların deprem dayanımı. Bu alanda ABD?de yüksek lisans yaptım. 2008 Küresel krizinde insanların ekonomik krizlere neden olan davranışları ile, binaların depremde yıkılmasına neden olan davranış arasında büyük benzerlikler görünce iki yıllık bir araştırmaya giriştim, karşıma yine iklim değişikliği çıktı ve bu çalışmayı 'Kritik Eşik' adında bir kitapta topladım. Temel sorunu gördüm ve kendimin de bu sorunun bir parçası olduğumu farkettim. Birçok şeyi değiştiremezdim, gücüm ne ki, ama kendimi ve ailemin yaşam şeklini değiştirmek için çaba gösterebilirdim. Kendim için çözümün toprağa dönüşte olduğunu hissediyordum ve Uludağ eteklerindeki Belentepe Çiftliği?ni kurmaya giriştim. Çiftlikte kendi enerjimizi rüzgar ve güneşten elde ediyoruz, su topluyoruz, toprağımızı canlandırıyoruz, kendi doğal gıdamızı üretiyoruz, geri dönüştürüyoruz, yerel ve doğal malzemelerle üretilmiş yapılarda yaşıyoruz. Yaşamımız tam da doğru bir yönde dönüşmeye başlamışken, bildiğim bir gerçekle yüzleşiyoruz şimdi: tek başına kendi kendine yetebilen bir yaşam alanın olsa ne fayda, dönüşüm hızla tüm topluma yayılmazsa, senin de güvencen yok orada.

Şimdi bir iklim bilimcinin sosyal medyada paylaştığı kritik bir bilgiyi aktarmak istiyorum :

1800'lerden beri insanlığın yeraltından çıkarıp enerji için kullandığı fosil yakıtların tüketimi sonucu iklim değişmekte. Bu değişim uzun süredir gözleniyor (Birleşmiş Milletler'e bağlı iklim değişikliği paneline bilgi veren 5000?in üzerinde bilim insanı var). Yakın gelecek için tahminler de yapılıyor. 200 yıllık bir grafik üzerine küresel sıcaklıklardaki geçmiş değişimler ve gelecek tahminleri yerleştiriliyor ve ardından şu anda gerçekleşmekte olanlar işleniyor. Gidişat Birleşmiş Milletler'e bağlı binlerce bilim insanının tahminlerinden de beter. Tarihin çok kritik bir anındayız. Böyle gelmiş böyle gider diyerek yaşamaya devam edersek çok yakında doğadaki değişim artık önlenemeyecek bir hıza ulaşacak ve istesek te felaketi önleyemeyeceğiz. Kutuplarda buzullar hızla eriyor çünkü küresel ısınma o bölgelerde 2-3 kat daha fazla. 'Kutuplar çok uzak, bana ne' dememeli. Sadece Grönland'daki buzullar erirse deniz su seviyeleri 6 metre yükselecek. Kutuplarda buzullar eridikçe, koyu renkli deniz veya kara parçaları yüzeyde görünüyor ve koyu renk daha fazla güneş ışını çektiği için ısınmayı daha da artırıyor - buna bilimsel olarak ?pozitif geri bildirim? deniyor ? kendi kendini tetikleyen, hızlandıran döngüler meydana geliyor. Buzullar erirken buzul içinde hapsolmuş maddeler çürüyor, daha fazla metan gazı salınıyor. Kutuplardaki metan salımlarında anormal artışlar yaşanmakta son birkaç yıldır. Eğer bu durum artmaya devam ederse, kendi kendine pozitif geri bildirim döngüsüne girecek ve istesek te gidişatı değiştiremeyeceğiz. Çok vaktimiz yok, hatta hiç vaktimiz yok. 2020'den itibaren işlerin çok zorlaşacağı öngörülüyor. Önümüzdeki 30 yıl içinde dünyadaki tüm canlı yaşamının yokolması gibi insan algılarını alt üst eden bir tehlike ile karşı karşıyayız.

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=VMZbvrs51cg

Ülkede yaşananlar ile doğadaki anormalliğin aynı dönemde gerçekleşiyor olması rastlantı değil, dünyada her şey birbirine bağlıdır.

İnsanlık medeniyeti orta doğuda başladı, öyle bereketli bir bölge idi ki, insanlık tarihinde ilk defa onbinlerce insanı besleyebildi. Bu bölgelerde ilk defa tarım başladı, yerleşik hayata geçildi, şehirler, ülkeler, imparatorluklar kuruldu. Şimdiye bakalım: güneyimizde çökmüş devletler, en feci insanlık dramlarının yaşanmakta olduğu bölge. Doğasının durumu: Suriye'nin toplam yüzölçümünün sadece %2.7'si orman, Irak?ın %1.8'i. Çölleştiler ve buna oranın insanları neden oldu. Suriye iç savaşından önce 10 yıl boyunca devam eden bir kuraklık yaşandı, kırsalda yaşam çok güçleşti, şehirlere göçler yaşandı, ekonomik sıkıntılar, toplumsal huzursuzluk ve sonuç: iç savaş. 2010 yılı iklim değişikliği açısından çok anormal olayların yaşandığı bir yıldı. Avrupa?da aşırı sıcaklar yaşandı. Rusya?da kırsalda aşırı sıcak ve kuraklıktan dolayı birçok bölgede yangınlar çıktı, bu yangınlar öylesine büyüktü ki uzay istasyonundan bile görülebiliyordu. Devasa tahıl alanları da yandı. Rusya tahıl ithalatını durdurdu. Mısır Rusya?dan özel fiyatlarla tahıl almaktaydı ve Rusya satışı durdurunca dünya piyasaları fiyatlarından tahıl almak zorunda kaldı ama alamadı - bütçesi yetişmedi. Şehirlerde haftalarca, aylarca ekmek kuyrukları oluştu. Ardından toplumsal huzursuzluk, ayaklanma... Halkının büyük kısmı fakir olan ülkelerde toplumsal çalkantılar kaçınılmaz.

Yazları sürekli 30 derecenin üzerinde seyreden sıcaklar, tarımsal üretimde azalmaya neden oluyor. Kırsalda yaşayan herkes bu kötü gidişatın farkında ve bu yüzden bizde de daha şimdiden 3 milyona yakın köylü şehirlere göç etmiş durumda. Dünyada, doğada her şey birbirine bağlıdır.

Temel Problemi tanımlamak: Kısıtlı kaynakların paylaşımı.

Pastanın büyük dilimini kim alacak. Güç elde etmek için ittifak yaptılar, gücü elde ettiler ama paylaşımında anlaşamadılar, birbirlerine girdiler ve ülkenin temeli çatırdadı.

Dünyanın sınırları vardır ve doğal kaynaklar sınırlıdır. Sınırlı doğal kaynakları kontrol edenler güç sahibi olur. Gelişmiş ülkeler bugünkü güç ve refahlarını dünyanın kısıtlı kaynaklarını kontrolle elde ettiler. Bu durumun böyle devam etmesi için de ne gerekirse yaparlar. En zengin 62 kişinin serveti dünyanın fakir yarısının toplam varlığından daha fazla.

Dünyadaki her insan bir amerikalı, avrupalı konforunda yaşamak istese dünyanın kaynakları yetişmiyor, hatta tam 6 dünya gerekiyor.

Birey olarak her aktivitemiz için doğadan bir kaynak gerekiyor: mesela gıda gerekir ki vücudumuz enerji üretebilsin. Eğer her insan bir avrupalı kadar et yiyebilse - ama mümkün değil çünkü o kadar eti üretebilmek için, o kadar hayvanı besleyebilmek için, o kadar otlak alan yok dünyada. Yeterli temiz su, yeterli toprak, yeterli orman yok. ABD'de her bireye bir araba düşüyor; ama dünyadaki herkesin araba sahibi olması için yeterli maden, mineral, su, orman... yok!

Birilerinin konforunun devamı için başkalarının ya yerinde sayması, ya da gerilemesi gerekir. Belki de nüfusun azalması. Neden ülkemiz yıllardır yerinde sayıyor, refah artmıyor? Neden özellikle müslüman ülkeler çöküyor? - müslümanlar birbirlerini öldürüyor - Irak'ta 500 bine yakın, Suriye'de 400 bin ölü, milyonlarca kişinin zoraki göçü. Refahtan sefalete sürüklenen milyonlar...

Doğal kaynaklar insanlık tarihi boyunca adil paylaşılmadı, böyle gelmiş böyle gitti. Kaynakları kontrol edenler büyük güç elde ettiler, lüks içinde yaşadılar ama halkın büyük kısmı hep zor yaşadı.

Nüfus ve tüketim artışı. Kısıtlı ortamda üstel oranda çoğalabilir ve üstel oranda tüketebilirsiniz ama bu durum ilelebet sürmez. Eninde sonunda sorunlar başlar, büyür ve çöküş yaşanır.

Dünyanın mevcut kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanımı, kaynakların adilane paylaşımı, gelecek nesillere aktarılması, yaşam kaynağımız olan doğanın korunması, temel insan hakları arasında olması gerekenler: temiz hava, temiz su, temiz toprak, temiz gıda... -? tüm dünya halklarının bir araya gelip acilen konuşmaları gereken en acil meseleler.

Çiftliğe gelen dostlardan biri uzun yıllar bankacılık sektöründe çalışmış. 2008 ekonomik krizinin yaklaştığını yıllar önceden biliyorlarmış ama söylediği şu: 'yanlış zamanda doğru şey söylemenin faydası yok'. Bankacılık sektöründe herkes misler gibi bolca verilen kredilerden bolca paralar kazanırken; ?önüne gelen herkese kredi vermeyelim, bir balon oluşuyor, çökecek? derseniz, işinizden olursunuz. Ancak doğru zamanda doğru şeyleri söylersen, belk bir ihtimal...

Doğru zamanda doğru şeyleri söyleyebilmek.

Doğaya ihanet ettik, etmeye devam ediyoruz.

Tüm canlılar içinde yaşadıkları doğanın, yerel ekosistemin birer parçasıdır. Ekosistemde denge ve döngü, canlılar arasında etkileşim, paylaşım vardır - hep birlikte varolmayı sürdürebilirler;  ta ki dış bir etmen veya bir canlı türü bu dengeyi bozana kadar.

1800'lerle birlikte toprak altından önce kömürü sonra petrol ve doğal gazı çıkarıp enerji ihtiyacının neredeyse tamamını bunlardan karşılar olduk. Elde ettiğimiz enerji ile yeni endüstriler, teknolojiler geliştirdik. Buna paralel olarak hem nüfus hızla artmaya başladı hem de doğadaki kaynakların tüketimi. Su kirlendi, toprak kirlendi, hava kirlendi. 'Gelişmek için doğanın tahribatı normaldir, kaçınılmazdır' görüşü hakim oldu.

Firmalar artan oranda kar etmeli, firma sahipleri zenginliklerine zenginlik katmalı. Ülkenin refah seviyesi artmalı ki daha fazla alışveriş yapılabilsin, ekonomi büyüsün,  gelişme sürsün. Bunların gerçekleşmesi içinse doğanın katli vacip. Hep birlikte doğaya ihanet ettik. Doğanın bir parçası olduğumuzu unuttuk. Kendimizi doğanın üstünde gördük, doğaya hükmedeceğimizi sandık. Doğanın önemini anlamadık.

Anadolu?ya yaptığımıza bakın: canlı ve bereketli toprağımızın %40'ını kaybettik: yanlış tarımsal kullanım, şehirleşme, erozyon, kirlilik v.b. sebeplerle. Ormanları katlettik, derelerimizi, denizleri kirlettik, birçok balık neslini tükettik. Eskiden kendi kendini besleyen bir ülkeydik, şimdi dışarıdan gelecek gıdaya muhtacız. Saman bile ithal eder hale geldik. Dünyanın hemen her yerinde durum benzer (mesela Çin'de şehirlerdeki suyun %80'i temiz değil, ABD'de nehirlerin yarısından fazlası kirlilikten canlılığını neredeyse yitirmiş?) Anadolu'nun bereketi azaldı ve üstüne bir de büyük bir tehdit altında.

Ülkemizin son 30 yıllık meteorolojik verileri gösteriyor ki, tüm bölgelerde sıcaklıklarda artış var ve doğu karadeniz dışındaki tüm bölgelerde yıllık yağış ortalamalarında azalma var. Birleşmiş Milletler'e bağlı iklim bilimcilerin gelecek tahminlerine göre önümüzdeki 40-50 yıl içinde Türkiye?nin önemli bir bölümü çölleşecek. Şu anda Türkiye yüzölçümünün %27'si ormanlık alandır. Hatırlatayım: güneyimizde Suriye'nin sadece %2.7'si, Irak'ın ise sadece %1.8'i ormanlık alandır.

Ormanları kendini yenileyemez hızda kesersen belki kısa vadede kendine faydalar elde edebilirsin ama orman ekosistemin en önemli ögelerindendir - güneş enerjisini diğer canlılar için gıdaya dönüştürür, oksijen üretir, birçok canlı için yuvadır, toprak meydana getirir, su tutar, yağmur oluşturur... Doğal orman yokedilince, o yerel ekosistem hızla çöker - toprak canlılığını kaybeder, erozyonla kaybolur, çölleşme yaşanır, yağmurlar azalır, su tutulmaz, canlı çeşitliliği azalır - bereket azalır, yaşam çok zorlaşır. Ve ardından toplumsal huzursuzluklar, iç savaş, göç, insanlık dramları...

Kendi ekosistemi olan doğal ormanları kesip, yerine veya başka bir yere tek tip ağaç dikmek te çözüm değil çünkü ekosistem oluşturulmadığından, ileride daha büyük sorunlara da yolaçmış olursunuz.

Ülke olarak doğru yolda ilerlemediğimiz net. Ama bunca olumsuz gelişmelerin burada yaşanıyor olması belki de rastlantı değildir. İnsanlık tarihinde kritik bir eşikte, kritik bir konumda, kritik bir ülkeyiz.

Türkiye'nin insanlık tarihinde önemli yeri var. İnsanlık medeniyetinin doğduğu topraklar. Doğasının, toprağının bereketi sayesinde, Anadolu nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Ama bir süredir bereketini kaybediyor.

Kuzeyimizde istikrarlı, refah ülkeler, güneyimizde dağılmış, insanlık dramlarının yaşandığı ülkeler. Sınırdayız, aradayız.

Dünya karaları göz önüne alındığında, Türkiye toprakları büyük kara parçalarının ortasında. İki kıta arasında: Asya, Avrupa. Farklı medeniyetler, kültürler arasında. Farklı iklimler arasında: güneyde gittikçe kuraklaşan, çölleşen iklim; kuzeyde yağmurlu ve bol ormanlı. Gelir dağılımı, eğitim, ekolojik ayak izi gibi alanlarda da ortada: ne zengin bir ülke, ne de fakir; insanı çok iyi eğitimli değil ama birçok ülkeden daha iyi. Ülkesini, çevresini başka ülkeler kadar çok kirletmemiş, yoketmemiş ama gidişatı iyi değil.

Ülkemizde yabancı güçlerin oyunlar var deniyor. İki büyük güç arasında kaldığımız söyleniyor. ABD ve AB eksenine karşı Rusya ve Çin'in başını çektiği diğer güçlü eksen. Sanki hangisine gitsek başımız beladan kurtulamayacak gibi. Ama niye birine gidelim?

Türkiye bir kenar ülkesi ve kenar ülkesi olmak önemlidir. Çünkü doğada kenarlarda çeşitlilik ve bereketlilik vardır, değişme/dönüşme olasılığı daha yüksektir. Doğada 'kenar etkisi' iki farklı sistemin buluştuğu kenarlarda oluşur: mesela orman ve ova gibi veya nehir ile denizin buluşması gibi. Kenarlarda biyolojik çeşitlilik çoktur. Mesela orman içinde az sayıda farklı türden bitki bulunur, oysa ormanın ova veya mera ile buluştuğu kenarlarda hem bitki hem de diğer canlı türleri sayısında büyük artış vardır.  Nehirler denizlere akmadan önce deltalar meydana gelir ve bu deltalar yeryüzündeki en bereketli bölgelerdir. Birçok insan medeniyetinin böyle deltalarda başlayıp büyüdüğünü okuyup görebilirsiniz.

Doğada sürdürülebilir bir yaşam isteyenler kenar etkisini anlayıp arazi tasarımında kullanırlarsa  bereketi, bolluğu artırırlar. Kenar ülkesi olmamızı büyük bir dezavantajdan çıkarıp avantaja dönüştürebilmek te mümkün. Umut var.

Fosil yakıt tabanlı endüstrileri ile zenginleşmiş batı ülkelerinde insanlar yüksek konfora, rahata sahiptir. Bu konforun doğa üzerinde bir bedeli var. Batılı ülkeler iklim değişikliğine, doğanın yokedilmesine, kirletilmesine neden olmuş ve hala en büyük zararı verenler arasındadırlar.  Eğer doğanın daha fazla bozulmaması, iklim değişikliğinin kontrol altına alınması gerekiyorsa, batılı ülkelerin bu savurgan yaşam tarzlarından vazgeçmeleri zorunludur. Ama konforu kazanılmış bir hak olarak görürler ve bunu bırakamak istemezler.

Diğer uçta fakir fakat nüfusu aşırı yüksek olan Çin ve Hindistan, Bangladeş gibi ülkeler var. Buralarda halkın çoğunluğu sefalet sınırındadır ve bu sefaletten kurtulabilmek için ne gerekirse yapılır. Doğal kaynaklar acımasızca tüketilir. Şehirleri nefes alınamayacak seviyede kirlenmiş olsa bile duramazlar. Doğalarını yokederler, çölleştirirler. Gününü kurtarmak derdindeki insanların geniş vizyon sahibi olması, gelecek nesilleri düşünmesi pek zordur, değişemezler.

Türkiye ne zengin, ne fakir, tam ortada. Henüz çölleşmemiş (ama 40-50 yıl içinde çölleşme riski var), hala ormanları, doğası var - tam ortada - iki zıt kutbun kenarında, kenar ülkesi. Diğer ülkelerde değişim çok daha zor, bizde olma ihtimali daha yüksek. Kenar ülkesinde bereket, çeşitlilik, bolluk ihtimali de çok artar. İşte bu ihtimale kilitlenmek ve umudu korumak çok önemli.

Doğa bizim yaşam kaynağımızdır ama bilen için aynı zamanda yol gösterici, problem çözücüdür. Doğanın çözümlerini ülkenin dönüşümünde yol gösterici olarak kullanabiliriz.

Bir arazide kenar etkisi oluşturmak için öncelikler su tutmak ve toprağı canlandırmak, canlı tutmaktır. Akıllı tasarımla çölleşen bölgelerde bile akla gelmeyecek güzellikte canlı, bereketli doğal alanlar meydana getirilebilir. Tasarım kısmı karmaşıktır, anlamak için kursunu almak gerekir ama sadece tasarımda kullanılan bitkilerden bahsedeyim. Kenar etkisi tasarımında, modern tarımda olduğu gibi tek tip bitki kullanılmaz. Canlı çeşitliliği, canlı türleri arasında birden fazla fayda, destek çok önemlidir.

Mono tarımda araziye tek bir tür ürün ekilir, dikilir. Bu ürün doğal bir ekosistemdeki diğer bitki ve canlıların desteğinden mahrumdur; tehditlere, hastalıklara karşı çok daha korunmasızdır ve bir hastalık geldiğinde tümü yokolur. Bunu engellemek için modern tarımda kimyasallara başvurulur. Bir problemi yoketmek için zehir kullanıp, onlarca yeni ve daha ciddi problemlere neden olunur. Oysa özellikle kenar etkisi olan alanlardaki bitki ve canlı çeşitliliği problemlere, zararlılara, hastalıklara karşı daha dirençlidir ve kendi doğal çözümlerini üretir. Bazı bitkiler kokuları ile zararlı böcekleri uzak tutar, bazı bitkiler toprağı doğal olarak besler, bazıları havalandırır, bazıları kökleriyle derinlerden mineraller çeker, bazıları çiçeklerinin renkleriyle faydalı böcekleri çeker ve bunlar zararlı diğer böcekleri temizler. Bazı mantar cinsleri diğer zararlı mantar cinslerini bastırır, vesaire. Kenarlarda bir problem yüzünden tümden çöküş yaşanmaz. Çeşitlilik sayesinde, sorun olsa bile sistemin tümden çökmesi önlenir.

Ülkenin insan çeşitliliği sorun değil, çözümdür. En doğru kararları verip en uygun adımları atabilmek için olabildiği kadar çok bilgi ve tecrübeyi bir araya getirmek, hep birlikte çaba göstermek gerekir.

Ben de problemin bir parçasıyım ama problem olmaktan çıkıp çözüm için adım atma gücüm var.

Dönüşüm bireyle başlar. Ders ve sunumlarda sıkça kullandığım şu hikaye hayat duruşumuzu anlatmalı:

Bir gün ormanda yangın çıkar. Hayvanlar ormandan dışarıya doğru koşuşurken ufak bal kuşu (çiçeklerini özünü emen, ufak uzun bir gagası vardır, ancak birkaç damla özü ağzına çekebilir) derenin üzerine uçar ve dereden birkaç damla su alıp yangının üzerine bırakır. Bunu gören hayvanlar 'yahu sen ne yaptığını sanıyorsun, ne fayda?' derler. Bal kuşu da, 'ben kendi üzerime düşeni yapıyorum eğer siz de yaparsanız, belki o zaman yangının sönme ihtimali doğar' der.

Umudu korumak için önce kendi payımıza düşeni yapalım. Ardından birlik olalım, ortak bir hayalimiz olsun. Hep birlikte refah içinde yaşayabileceğimiz nasıl bir dünya hayal ediyoruz ve adım adım nasıl meydana getirebiliriz? Bu yolda kısa sürede kendimize faydası olacak neler yapabiliriz? Dönüşüm aniden olmayacak ama ortak çaba ile zaman içinde gerçekleşme olasılığını artırabiliriz.

Temiz gıda üretimi, çevreyi kirletmeyen ürünler, temiz enerji, doğal yapılar, geri dönüşüm, gıda ormanı kurulması? yapılabilecek çok değerli işler var. Ama bunlara talep olmalı ve talebi de ancak hep birlikte meydana getirebiliriz ? birbirimize destek olarak.

Etik anlayışla üretilmiş doğal gıdaları tercih edelim. Doğal ürünlere erişim için ağlar kuralım. Üretenler aralarında ürün takası yapsın. Temiz enerji kurulumları yapalım, yeni iş alanları açılsın. Mesela kırsaldan gıda temini çalışması yapsak. Köylünün doğal gıda üretimine destek olsak, onlarla tanışsak, dost olsak. Hayatlarını görsek, gece yarılarına kadar nasıl yoğun çalıştıklarını ve zar zor geçim sağladıklarını, dinlesek dertlerini ve birbirimize çare olmaya çalışsak. Köylü geçimini sağlasa, biz doğal gıda tüketerek sağlığımızı korusak. Ne kadar güzel bir başlangıç olabilir ve bir araya gelince daha nice güzel fikirler, çözümler üretilebilir.

Yazar: Taner Aksel    Tarih: 07.08.2016 19:18:23



Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel