Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Gidişata İklim Meselesinden Bakış

Çok garip zamanlarda yaşamaya başladık. Etrafımızda hızlı bir değişim var. Güneyimizdeki ülkeler çöktü, milyonlarca insan göç ediyor. Batı ülkelerinde bile aşırı sağcı partiler güç kazanıyor. Diktatörleri andıran liderler teker teker ülkelerin başına geçiyor. A.B.D.'de Donald Trump başkan olur olmaz şimdiye kadar görülmemiş hızda normal dışı işler yapmaya başladı ama en önemlisi: Başkan olduğunun dakikasında Beyaz Sarayın sitesinden ?iklim değişikliği' ile ilgili ne varsa kaldırttı. Ardından devlet kurumlarının hepsinden aynısını istedi. Artık A.B.D. yönetimi resmi olarak ?iklim değişikliği'ni tanımıyor.

Neden dünya çapında bir sürü önemli gelişmeler yaşanırken ilk işin iklim değişikliğini inkar olsun? "Sahiden iklim değişikliği yok, bu bazı bilim adamlarının uydurması. Dünyanın doğal dengelerinde bir bozukluk yok, her şey harika gidiyor. Ne gerek var devletin kısıtlı kaynaklarını olmayan bir iklim değişikliği meselesini araştırmaya harcamaya" diyorlar.

Dünyanın en güçlü devleti diyor ki: ?iklim değişikliği yok. Biz bu güne kadar yaptığımız gibi öncelikle kendi insanımızın refahını korumak ve artırmak durumundayız, bildiğimiz yolda devam edeceğiz.' Bu demektir ki, fosil yakıt tüketim artışı devam edecek. North Dakota petrol boru hattını engellemek için efsanevi bir direniş gösteren kızılderililere saldırılar yeniden başladı. Deniyor ki başkan Trump'ın o petrol botu hattını inşa eden şirketle ticari ilişkileri var. Acaba amerikan halkı hakikati öğrenebilecek mi?
İklim değişikliği meselesini ilk iş olarak ele almalarının temelinde çok büyük meseleler var. Çünkü iklim değişikliği artık her an patlamaya hazır bir bomba haline geldi. İklim değişikliği meselesi yeni bir şey değil. Bilim insanları 60 yıldan uzun bir süredir doğadaki değişimleri takip ediyor. Özellikle 1970'lerden bu yana doğanın denge ve döngülerinde hızlı bozulmalar yaşanıyor. Bilim insanları inkar edilemeyecek kanıtlarla değişimleri kaydetmekte.

Biliyor muydunuz? Şu anda iklim bilimciler bugüne kadar tuttukları tüm kayıtları kendi kurumlarının dışında bağımsız alanlarda koruma derdine düştü çünkü Trump yönetiminin tüm araştırmaları ve kayıtları yoketme niyetinde olduğunu düşünüyorlar. Korkunç bir şey! İşte böyle garip zamanlara geldik.

Ellerinden gelebildiğince iklim değişikliği gerçeğini, önemini gizlemek istiyorlar, zorundalar. Çünkü bugüne kadar dünyayı yönetmekte olanlar güçlerinin, servetlerinin önemli kısmını başta fosil yakıtlar olmak üzere, dünyanın yenilenemeyen doğal kaynaklarını talan ederek elde ettiler. Kurdukları küresel sistem insanlığın önemli çoğunluğunu modern köleler haline getirdi.

Dünyanın 60 en zengin insanın toplam serveti, fakir olan yarısı, yani 3.7 milyar insanın toplam mal varlığından daha fazla. 
  İnsan nüfusu sürekli artışta. Şu an neredeyse 7.5 milyar insan var. Daha henüz 45 yıl önce bunun yarı sayısındaydık. Nüfusla birlikte tüketim de artıyor ve tüketim için dünyanın yenilenemeyen doğal kaynakları talan ediliyor.

Son 150 yılda dünya çapında (ülkemizde de aynen), üst (bereketli) toprağın yarısını erozyon, aşırı kullanım, yanlış tarım uygulamaları, kirlilik, tuzluluk, iklim değişikliği/kuraklık nedenleriyle kaybettik.

Dünyanın üçte ikisi sularla kaplı olsa da, dünya sularının sadece % 3'ü tatlı sudur. Bu %3'ün çoğu da aslında kutuplardaki, dağlardaki buzullarda kilitlidir. Dünya suyunun sadece %0.5'i insanlık tüketimine açıktır. İnsanlık 20. yüzyılda tatlı su tüketimini 6 kat artırdı. Tatlı su tüketiminin %75'i tarıma gider ? genelde mahsul sulamada ? endüstriyel kullanım %20 civarındadır ve geri kalan %5 te evlerde kullanılır. Tatlı su kaynakları eşit dağılmamıştır ve çoğu da insan nüfusunun yoğun olduğu bölgelerden uzaktadır.

Günümüzde 29 ülkede 450 milyon insan su kıtlığı çekiyor. 2025 yılında dünya çapında her üç kişiden ikisinin su kıtlığı yaşayacağı tahmin ediliyor. Sadece Afrika'da 25 ülkenin su kıtlığı çekeceği tahmin ediliyor.

Dünyanın kısıtlı kaynaklarını tüketirken, doğal ekosistemlerin işleyişlerini bozduk, bazılarını tamamen yokettik. Havayı, suyu, toprağı, gıdayı kirlettik. İnsanoğlu kitlesel olarak dünyanın temel işleyişlerini, denge ve döngülerini bozdu. Bu bozulma son yıllarda bilim insanlarının bile tahmin edemediği hızla artıyor. Bu gerçektir.

Her ne kadar bazı kesimler kabullenmek istemese de bu dünyada bazı ?mutlak gerçekler' var. Bunların başında:
- Dünyamız sınırlıdır, sınırlı kaynaklara sahiptir.
- Dünyayı meydana getiren tüm canlı sistemleri (sudaki yaşamın tümü, bitkiler, bakteriler, böcekler, hayvanlar, insanlar) birbirlerine birçok karmaşık bağlarla bağlıdırlar. Bir canlı türünün normal dışı davranışları sadece kendilerini değil, tüm doğal sistemleri ve dünyanın kendisini de mutlaka etkiler.

Bu gerçekleri tüm insanlıktan bugüne kadar saklamayı çok iyi becerdiler. Bunların okullarda detaylıca okutulması gerekir ama bu temel gerçekleri farkeden, önemseyen kim var etrafınızda? En önemli mesele bu.

Dünya Ekonomik Forumu'nun (World Economic Forum) her yılbaşında yayınladığı Küresel Risk Raporu 2017 önümüzdeki 10 yıl içinde küresel etkisi olabilecek riskleri inceliyor. 750 uzman 30 ciddi küresel riski ve bunlara sebep olan 13 değişik eğilimi inceliyor. 2017 raporunda olma ihtimali yüksek olanlar:
- Ekstrem hava olayları
- Zoraki kitlesel göçler
- Büyük doğal afetler
- Büyük çaplı terörist saldırılar
- Büyük çaplı veri hırsızlığı
Etkisi açısından en önemli 5 risk:
- Kitlesel imha silahları
- Ekstrem hava olayları
- Su krizleri
- Büyük doğal afetler
- İklim değişikliğine karşı önlem alamamak

Ekstrem hava olayları, büyük doğal afetler, zoraki kitlesel göçler, su krizleri, iklim değişikliği. Dünyaca saygı duyulan uzmanlar bunları en önemlileri arasına koymuş. Bunların her biri çok feci sonuçlar doğurabilecek durumlar.

Ülkemiz için de iklim değişikliği çok ciddi boyutlara geldi. Bir zamanlar (daha 10 yıl öncesine kadar) mevsim normalleri vardı, mesela bahar yağmurları vardı. Nisan'da ülke geneli yağışlı olurdu. 2016 Nisan'ı ülke genelinde kuraktı, yetersiz yağış aldı. 30 yıl öncesinde yazları sıcaklıklar Marmara'da nadiren 30 derece üzerine çıkardı, şimdi nadiren 30 derece altına iniyor. Kırsalda yaşam çok güçleşti. Kırsaldan şehirlere hızlı bir göç yaşanıyor. Son 30 yılın meteorolojik verilerine göre ülke genelinde yağışlarda azalma ve sıcaklıklarda artış var. İklim bilimcilerin bölgemiz için yakın gelecek tahminlerinde kuraklık artışı ve hızla çölleşme var. Çölleşen güney ülkelerinin mevcut halleri bize ders olmalı. Şu anda seferberlik halinde hızla artmakta olan iklim değişikliğine karşı büyük çaplı önlemler alınıyor olması gerekirdi. Ama gündemimize bakın.

Ülkeyi 15 yıldır yönetmekte olan hükümetin yıllar içindeki uygulamalarına bakınca birçoğunda 180 derecelik ters dönüşler görüyoruz. Gündemimiz feci gelişmelerle kaynıyor, sorunlar yığıldıkça yığılıyor. Şimdi bizlere sihirli bir değnek sunuyorlar: ?Başkanlık sistemi gelir gelmez hiçbir sorun kalmayacak.' Mesela ?terör bitecek' dediler. Şunları da söylemelerini beklerim:

"Doğanın, doğal kaynakların kıyımı bitecek çünkü artık nükleer santral yapmayacaklar, kömür termik santraller kurmayacaklar, doğal ekosistemleri, ormanları yokeden yollar, yerleşimler yapmayacaklar, madenleri işletmeyecekler. Şehirler, endüstriler atıklarını, zehirlerini derelere, toprağa, denizlere akıtmayacak. İçinde yaşanamaz hale gelmiş mega şehirler artık büyümeyecek, aksine küçülecek, kırsalda sürdürülebilir yaşam gelişecek, kırsala tersine göç yaşanacak. Geçim sıkıntıları kalmayacak çünkü ülkenin bereketi tüm halk kitleleri arasında adilane paylaşılacak. Huzur, adalet, saygı, sevgi, şefkat, ahlak, etik gibi evrensel pozitif değerler üzerine sürdürülebilir bir toplum kurulacak.?

Milletvekillerinin kaçı acaba ?bana toprağı anlat' desem anlatabilir ve neyini, ne kadar anlatabilir. Çok şüpheliyim bildiklerinden. Toprağı tanımak, doğayı ve yaradılışı tanımanın başlangıcıdır.

Gerçekten toprağı tanıyan kişi bunca zaman yapmakta olduğu yanlışları yapmaya devam etmezdi. Daha henüz toprağı bile bilmeyen kişilerin toplumu yönetmeye aday olmalarından bile hicap duyarım.

Neden bunları hiç konuşmuyorlar? Bir kere olsun iklim değişikliğinden bahsettiklerini duydunuz mu?

Bu anlayıştaki kişilerin ülke liderleri olmaya başlamaları rastlantı mı? En büyük mücadelenin nereden geleceğini biliyorlar. İklim değişikliği daha şimdiden küresel sarsıntılara yolaçıyor. Milyonlarca insan artık geçim kaynağı bulamadıkları vatanlarından, topraklarından ayrılıp kitlesel göçe kalkındı. Bu gerçeği saklayamazlar ki, herkesin gözü önünde cereyan ediyor. Ve bu daha başlangıç çünkü iklim bilimciler diyor ki: ?normal dışı doğa olaylarının/afetlerin sayısı ve şiddeti/büyüklüğü hızla artıyor' Artık her an dünyanın herhangi bir yerinde Katrina, Sandy, Haian kasırgaları gibi binlerce insanın ölümüne ve çok büyük maddi kayıplara neden olan felaketler görülebilir. Zaten dünya çapında yayılmakta olan ekonomik daralmadan küresel bir ekonomik krize girilebilir. Kendi kendine yetemeyen, dış borca bağlı ülkelerde durum daha hızlı kötüleşecek ? şu anda ülkemizde yaşadığımız ekonomik sıkıntıların hızla artacağı demektir. Ama bilin ki dünyanın hemen her ülkesinde zar zor yaşamaya çalışan çok büyük bir çoğunluk var. Yunanistan'da olanlara bakın: işsizlik, gelirde hızlı düşüş, enflasyon ve tamamen dışarıdan gelecek paraya bağımlı kalmak. O para gelmezse tamamen bitecekler. Bu durumun dünya çapında yayıldığını düşünün ? yakın gelecekte bunu hep birlikte yaşama ihtimali hızla artıyor. Toplumsal huzursuzluk, kitlelerin ayaklanması?

Bunların olma ihtimalinin hızla arttığını çok iyi biliyorlar. Tek şekilde kontrol edebilirler: otoriter rejim. Sıkı yönetim. Büyük kitleleri baskı ve korku ile sindirme. Onların tek bildiği şey bu.

Dini kitaplara göre Allah bu evreni ve dünyayı yarattı. İnsanları da dünyanın, doğanın koruyucusu kıldı. Mesela bir müslümanın en önemli vazifeleri arasında çocuklarına, gelecek nesillere kendi bulduğundan daha bereketli, canlı bir doğa, dünya bırakmak gelir. Bizim çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz? Neler yaptığımızın farkında mıyız? Dünyanın, doğanın, doğal ekosistemlerin işleyişini öğrenmek, anlamak, kavramak bir insanın öğrenmesi gereken en önemli bilgidir.

İlk Vahiy

610 yılı Ramazan ayının Kadir Gecesinde, hırkasına bürünüp Hira Mağarası'nda düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâil'i gördü. Melek O'na:

-"Oku" Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):
-"Ben okuma bilmem", diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıktı.
-"Oku" diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:
-"Ben okuma bilmem..." cevâbını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)'i sıktıktan sonra Alak Sûresi'nin ilk beş âyetini okudu.
"Yaratan Rabb'inin adıyla oku. O, insanı ?alak'tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb'in sonsuz kerem sahibidir." (Alak Sûresi, 1-5).

İnsana bilmediğini belleten Rabb'in

Düzgün, inançlı bir insan okumanın, öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu bilir, sürekli okuyup öğrenmeye gayret eder ? öğrendikçe yaradılışı daha da takdir eder. En önemsemediğimiz, gözardı ettiğimiz şeylerin aslında ne kadar değerli olduğunu, önemli işler yaptığını farkeder: mesela toprak. Tüm insanlığın en temel yaşam kaynaklarına ev sahipliği yapar toprak. Canlı toprağın içindeki karmaşık yaşamı, döngülerini kavramak bile başlı başına uzmanlıktır. Kıssadan hisse, aslında insan öğrendikçe ne kadar da az şey bildiğini farkeder ve daha fazla öğrenmek ister çünkü öğrendikçe doğanın çözümlerini görür ve kendi yaşamına uygulayıp doğa ile uyumlu refah, keyifli, huzurlu bir yaşam kalitesine ulaşabilir. İnsanlık tarihinde bunu başarmış insan toplulukları var ve onların bilgileri bizlerde mevcut. Yeter ki öğrenmek isteyelim. Toprağın değerini öğrenmiş olsaydık, yokeder miydik?

Bilmediğimizi farketmek büyük bir erdemdir. Herşeyi bildiğini söyleyen, kendini herkesten üstün gören insanlardan uzak durmalı çünkü bu kişiler çok büyük bir yanılsama içindeler. Sahiden cahil olduklarından (bilmedikleri halde herşeyi bildiklerini iddia etmeleri ve sürekli kandırılıyor olmaları cehaletlerini belli eder); Allah'ın tasarımı olan doğadan dersler almayı da bilmiyorlar.

En bereketli ekosistemlerden ormanların işleyişine bakalım, ne dersler çıkarabiliriz:

Ormanda içsel dengeler vardır ve bu dengelerin oluşumunda şu işleyişler bir arada yaşanır: Alan, besin, enerji için rekabet vardır. Her canlının varolması için: alana, besine, enerjiye ihtiyacı var.

Canlı büyüdükçe ihtiyaçları da artar ? rekabet kızışır. Eğer iki farklı canlı türü aynı ihtiyaçlar için rekabet ederse, nihayetinde biri kazanır, diğeri ölür ? buna ?rekabetçi dışlama' denir. İki tür rekabet vardır: direkt rekabet ve endirekt rekabet. Direkt rekabette diğerlerinden daha hızlı büyüyerek, diğerlerine üstün gelme ve kaynakları kendine alma davranışı vardır. Mesela ilk filizlenen ağaç fidanı avantajlıdır, önce büyür ve diğerleri bunun altında mevcut kaynaklarla idare etmeye çalışırlar; dayanamayanlar ölür. İnsanlık tarihinde süregelen çoğu mücadelenin temelinde de bu vardır: kısıtlı kaynakları kontrol edip diğerleri üzerinde üstünlük kurmak ve kimin yaşayıp yaşamayacağına karar vermek. Ekosistemdeki ikinci rekabet türü ise endirekt rekabettir: diğerlerinin gelişmesini önler. Mesela çam ağaçları diplerindeki toğrağı asitlendirerek diğer birçok bitki için toksit hale getirir. Kendi görüş ve yaşam tarzını diğerleri üzerinde dikte etmek, aksi düşünceleri, sesleri kısmak gibi davranışlar da endirekt rekabet yöntemleridir.

Canlı tür çeşitliliği yerine sadece bir veya birkaç tür canlı ile tasarlanan sistemlerde endirekt rekabet en güçlüdür. Mesela çam ağaçları ile mono ormanlaştırmaya bakalım: Toprağa düşen iğne yapraklarını bakteri ve diğer organizmalar dönüştüremez ve iğne yapraklar asidik ham humus olarak yığınla birikir. Bu ortam diğer bitki tohumlarının büyümesine izin vermez. Endirekt rekabeti farketmek kolay değildir ve ancak yerelde dengeler bozulunca anlaşılabilir. Kirlilik, böcek ilaçları/kimyasallar da endirekt rekabet ögeleridir.

Eninde sonunda rekabetin ayarı kaçar ve bundan herkes zarar görür. Çünkü rekabet neticesinde bir veya en fazla birkaç canlı türü hakim gelmiştir. Bu hakimiyet esnasında çevresindeki ekosistemin dengelerini değiştirir, çoğu zaman ciddi bozulmalar yaşanır. Tek tip ağaç türünde salgın hastalıkların, zararlıların etkileri yıkıcı olabilir çünkü bitki çeşitliliği olmayınca salgınlar çok daha hızlı yayılma alanı bulurlar. Dünya çapında şu anda görülmekte olan çam ormanlarının hızla kuruyor olması (çam böceklerinin istilası nedeniyle) buna örnektir. Kıssadan hisse, tek türden oluşan topluluklar doğada çok nadir bulunur çünkü dengesizdir, korunmasızdır.

Rekabet bir yere kadar tolore edilmelidir, bir kontrol mekanizması, rekabete sınır gelmelidir. Doğa bereket ve bolluk için rekabetten çok daha etkili bir çözüm meydana getirmiştir:

Denge İçinde Birlikte Varoluş

Biyolojik topluluk için en temel gerekliliktir. Mesela bazı bitki tohumlarını topluca aynı çukura yerleştirirsek birlikte daha bereketli büyürler: karpuz, kavun, kabak, turp, çiçekler gibi. Birbirinin daha iyi gelişmesine destek olan ?kardeş' bitkiler vardır, toprağı besleyenler, gevşetenler, toprak meydana getirenler, toprak örtücüler; güneşin yakıcı ışınlarını kırıp gölge altında diğer bitkilerin yetişmesini sağlayanlar? ? hep birlikte birbirlerine fayda sağlarlar.

Çeşitlilik dengeye yolaçar, denge berekete, bereket sürdürülebilirliğe, sürdürülebilir topluluğa yolaçar. Eğer rekabetçi anlayışla dengeyi sağlayan bileşenlerden bir veya birkaçı yokedilirse; o ekosistemin dengeleri bozulur ve yeni dengeye ulaşana kadar çöküşler, çalkantılar yaşanır. Mesela bir ormanda tepe ağaçlar kesilirse, içeriye daha fazla ışık girer ve alttakilerin büyümesini engeller, ölmelerine neden olabilir ve sıra ile toprak seviyesine kadar çöküşler yaşanabilir ? tüm ekosistem etkilenebilir.

Biyolojik toplulukta hiç bir birey keyfince davranamaz. Her birey topluluğun parçası olarak yaşamak zorundadır.

Doğadaki bereket ve bolluk için çözüm belli: Denge İçinde Birlikte Varoluş, çeşitlilik, birbirine destek, yardımlaşma, paylaşma? İnsanlık tarihinde toplumların huzur, refah içinde yaşadıkları dönemlerde de benzer davranışı görebiliriz. Çok geç olmadan farklı sesleri dinlemeyi, anlamayı, çeşitliliğin önemini değerini farketmeliyiz; ancak o zaman kalıcı ve herkes için faydalı bir çözüme, yaşam anlayışına ulaşabiliriz. Doğanın öğretisi bu.
Yanlış yoldasınız. Bunu farketmek te büyük bir erdemdir. Neticede iklim değişikliği açısından bakınca zaten büyük çoğunluk yanlış yolda. Yanlış yoldayız. Ama ancak hep birlikte bu yanlıştan dönebiliriz. Kendi seçimlerimizden mesulüz ? içimize dönelim ve dışarıdan ne türlü baskı gelirse gelsin içimizdeki sesi dinleyelim ? çoğunluğun içinde ?mutlak doğrular' için iyi bir ses var ? ne yapmamız gerektiğini bize söyleyecek. Şimdi hep birlikte seçmek için önümüzde çok büyük bir fırsat var.

Henüz geç değil, hala umut var. Çoğunluğumuz şunları istemiyor mu?

Bir barınağım, ailemi geçindirebileceğim bir işim/geçim kaynağım olsun. Çocuklarım iyi bir eğitim alsınlar ve memleketlerine faydalı işler yapsınlar. Hastalandığımda endişem olmasın, herkes ileri sağlık hizmetlerinden yararlansın. Kavga, dövüş, savaş olmasın. Zaten hayatta acılar var, hastalıklar, ölümler, üzüntüler? Niye hayatı birbirimize daha çekilmez hale getirmek isteyelim ki? Huzur, refah içinde yaşayalım.

Bu mümkün, ama değişmesi gerek, değişmek gerek. Kavga ve dalaşı bırakıp buna kafa yoralım, birlikte neler yapabiliriz?

Ayrılıklarımızı değil, ortak değerlerimizi farkedelim: temiz hava, temiz su, temiz toprak, temiz gıda. Bunları konuşabilen yönetim ve yöneticiler seçelim. Ortak değerlerimiz için birlikte çaba gösterme cesaretinde olalım.

Hızla, acilen yapılması gereken çok şey var, daha fazla zaman kaybetme lüksümüz kalmadı.

Birleşmiş Milletler'in İklim Değişikliği panelinin başındaki Profesör Rachendra Pachauri 2013 Mayıs'ta İstanbul'u ziyaretinde insanlığın devam etmekte olduğu yol için şöyle demişti: ?Eğer otoyolda ters istikamette gidiyorsanız, yaptığınız hızın bir önemi yok; eninde sonunda bir duvara veya araca toslayacaksınız.'

Gerçeklerin, doğruların farkında olan herkesin kendisine, çocuğuna, ailesine, toplumuna, Allah'ına, Dünya'ya olan borcudur. Elimizden geldiğince dik duracağız, topluluk, birlik olmaya çalışacağız, birlikte çaba göstereceğiz. Dünyanın, ülkenin bu gidişatına HAYIR diyeceğiz.



Yazar: Taner Aksel    Tarih: 30.01.2017 10:19:17



Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel