Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Doğanın Sesi 1/10 (Yazı dizisinin 1. Bölümü)

Vadisinden tertemiz dağ sularının aktığı, uzaktan bakınca heybetli dağ silsilesi ile dünya cenneti gibi görünen Uludağ'ın güney batı yamacında yaklaşık 20 yıldır yaşıyorum. Ülkenin önemli 4-5 içme suyu markası vadi içinde Uludağ'ın lezzetli sularını dolduruyor. Vadi tabanında kıvrılan Nilüfer deresi Doğancı baraj gölünü doldurduktan sonra Bursa'ya akıyor ve şehir içinde kıvrılarak batıya dönüyor, Karacabey Boğazı'ndan Marmara'ya akıyor. Nilüfer deresinin tertemiz suyu, şehirden çıkışta siyaha dönüyor. Şehrin içinde, kenarındaki türlü endüstriyel tesisler atık sularını buraya boşaltıyor. Dere Bursa ve Karacabey Ovalarından geçerken tarım yapanlar tarlalarını, bahçelerini derenin kirli suları ile suluyor. Ürünleri Bursa'nın ve diğer şehirlerin hallerinde satılıyor. Karacabey boğazından Marmara?ya akan kirli dere suları, güney Marmara sahillerini onlarca kilometre boyunca kirletiyor. Bu durum yeni değil, benim gençliğimde, 30 yıl öncesinde de böyleydi. Gençliğimde temiz sularında yüzdüğüm güney Marmara sahillerinde benim kızım hiç yüzemedi. Balık kalmadı, denizde canlı hayatı kalmadı. Çiftliğime bir kilometre mesafede Mürseller Köyü var. Eskiden 100'ün üzerinde hane yaşardı, şimdi 30 civarı, çoğu da yaşlı. Gençler köyde kalmak istemiyor, fırsatını bulan şehre göçüyor. Öyle ki, kızların evlenme şartı şehre göçmede. Ana gelir kaynağı hayvancılık. Eskiden tahıl da yapılırdı ama artık çok az kişi tahıl ekiyor; masrafını kurtarmıyor. Toprak bereketini yitirmiş, havalar bir garip, mazot pahalı? tarım bitmiş. Eski tarlalar şimdi başıboş. Terkedilmiş tarlayı doğaya bıraksan mera canlanacak ama gün aşırı çobanlar hayvanlarını buralardan geçirince otlar toprak yüzeyinden yükselemiyor, toprağın derinlerine köklenemiyorlar. Mayıs'ta benim meramda otların boyu belimi geçerken, civar araziler çıplak. Haziran'da sıcaklar bastırınca ve yağmurlar da durunca, zayıf otlar kuruyor. Toprak tamamen çıplak kalıyor ve sonra ani bir yağmurla üst toprak akıp gidiyor. Bazen akan topraktan yollarımız kapanıyor. Eğimli yamaçlarda derin erozyon yarıkları açılıyor. Üst toprak kalmayınca sert, taşlık berbat bir yüzey kalıyor geride ve burada artık hiçbir şey yapılamıyor ? burası bile çölleşme sinyalleri veriyor. Burası dediğim Marmara Bölgesi - Doğu Anadolu değil. Ülkenin diğer yerlerini düşünemiyorum bile, ama biliyorum oralarda durum çok daha vahim. Son 40 yılda canlı üst toprağın üçte birini kaybettik. En önemli meselenin toprak olduğunu çok ama çok az kişi biliyor. Oysa toprak hepimizin yaşam kaynağı. Gıdamızı üretir, tüm bitkilerin, ormanların kaynağıdır. Suyumuzu temizler, lezzetlendirir. Tepelerden aşağılara akan yağmur sularını içine alır, suyun hızını yavaşlatır, yeraltı sularını meydana getirir, dereleri besler. Canlı ve bereketli topraktan üretilen ürünler şifadır, kanser gibi en belalı hastalıkları dahi önler, iyileştirir. Toprağın önemi anlatmakla bitmez ama bunu idrak eden insan sayısı pek az. Yoksa böyle hızlı toprak kaybetmezdik. Toprak bereketini yitirince kırsalda insana yaşam hakkı da kalmaz. Şehirlere artan göçün ana sebeplerinden biri de budur.

Hala kırsalda kalanlar ise son yıllarda doğada, iklimde meydana gelmekte olan normal dışı şeyler yüzünden şaşkına dönmüş durumda. Bundan on yıl öncesine kadar bölgemizde Temmuz, Ağustos aylarında bile yağmur yağardı. 18 yıl önce çiftlik arazimi ilk aldığımda arazide hiç su kaynağı yoktu. Yüzlerce üzüm ve meyve fidanı diktik, yazın sulama imkanımız yoktu ama neredeyse hepsi tuttu, yaşadılar çünkü yağışlar eksik değildi. Şimdi? şimdi çok fena. Nisan'da toprak kurudu, sanki Temmuz ayının aşırı sıcaklarındaki gibi toprak kuraklıktan çatladı. Bu bölgedeki 20 yıllık yaşantım süresince ilk defa Nisan'da bahçeleri sulamak zorunda kaldık. Eskiden Nisan yağmurları vardı, Nisan'da yağmur hiç eksik olmazdı. Bu yıl hiç yağmadı; geçen yıl da yağmamıştı. Nisan'da 30 dereceye yaklaşan sıcaklar görüyoruz. Köyceğiz'de bir arkadaşım 36 dereceyi gördüklerini söyledi, birkaç gün içinde bahçelerindeki türlü yeşillikler sararıp kuruyuvermiş. Eskiden Ağustos'ta Bursa'da sıcaklık pek nadiren 30 derecenin üzerine çıktığında halk radyodan uyarılırdı: 'Çöl sıcakları geldi, 30 derecenin üzerine çıkacak, çocuklar öğlen güneş altında kalmasın?' Nisan'da 30 derece olurken, yazları nadiren 30 derecenin altına düşer oldu. Bazen 4-5 ay hiç yağmur yağmadığı oluyor. Kuraklık aşırı sıcaklarla birleşince doğada stres artıyor. Buna dayanamayıp ölen bitkiler var, mesela bahçemde vişne ağaçları ölüyor. 30 derecenin üzerinde geçe her gün bitkilerin verimliliğini, canlılığını azar azar düşürüyor.

Geçen kış pek soğuk yapmadı, kar yağmadı. Oysa normalde bu bölgede Nisan sonuna kadar kar eksik olmazdı. Uludağ'a da az kar yağdı, dereleri ve şehrin içme suyunu sağlayan baraj gölleri besleyecek yeter su yok bu yıl. Şehir yazın susuz kalmasın diye ovada derin sondajlarla yeraltı suları çekiliyor ve yeraltı su seviyesi her geçen yıl hızla düşüyor.

Bu anlattıklarım Bursa çevresinde olanlar ve ülkenin birçok yerinde benzer, daha kötü ve hızlı bir değişim var. Meteorolojik verilere göre ülkenin Doğu Karadeniz dışındaki tüm bölgelerinde yaz yağışlarında azalma var ve ülkenin neredeyse tüm bölgelerinde de sıcaklık artışı var. Bunlar çok ciddi meseleler ama gündeme baktığımda bunları konuşan yok. Gündem hep kalabalık, her daim acil ve hayati önemde meseleler var. Ülkenin geleceğini ve varoluşunu etkileyecek belki de en önemli seçime doğru gidiyoruz ve sanki her şeyden önemli olan bu. Ülkeyi kim nasıl yönetecek? Satranç oyunları, entrikalar? Geçen yıl referandum vardı, çok kritikti, ondan önceki yıl başka bir şey, ondan öncesinde başka. Çok önemli bulduğumuz olaylarla oyalanırken, geride sinsice gelmekte olan ve hepimizi çok ciddi şekilde etkileyecek devasa boyuttaki 'doğanın değişimi'ni farkedemiyoruz. Oysa kutsal kitaplarda hep uyarır, 'Sizlere farkedesiniz diye afetler gönderdim, ama sizler görmediniz, yapmakta olduğunuz yanlışları düzeltmediniz?'


Yazar: Taner Aksel    Tarih: 07.05.2018 14:39:37



Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel