Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Doğanın Sesi 3/10 (Yazı dizisinin 3. Bölümü)

Birçoğumuz, özellikle şehirliler yoğun bir koşturma içinde, geçim derdinde. Çevremizde türlü olaylar gerçekleşiyor ama kendi ve yakın çevremizin yaşamını devam ettirebilmek önceliğimiz var, sadece bizi direkt etkileyecek olaylara gücümüz yettiğince müdahil olabiliriz, uzakta gerçekleşenlere yapabileceğimiz pek bir şey yok zaten. Arada ülke olarak bizleri olumsuz olaylardan koruyacak, hepimizin refahını sağlayacak, ülkemizi daha yaşanabilir yapacak yönetimleri seçmek üzere oy veriyoruz, sorumluluğu onların üzerine yüklüyoruz. Ülkeyi yöneteceklerin bilgili, tecrübeli, becerikli olmaları gerekir çünkü devasa problemleri çözmeleri beklenir. Vatanı etkileyebilecek her türlü tehdidi farketmeli, önlemler almalı.

Tehdidi çoğunlukla insan kaynaklı görüyoruz - iç ve dış düşmanlar. Vatanımızı bölmeye, düzenimizi yıkmaya çalışanlar her daim vardı, hiçbir zaman bitmedi. Mevcut küresel durum içler acısı; dost görünüp birbirinin kuyusunu kazmaya çalışanlar, ülkelerini mutlak güçle yönetme heveslileri, sadece kendini düşünenler, çöken ülkeler, kitlesel göçler, insanlık dramları...

Bilgili, becerili, tecrübeli yönetimin tüm tehditleri öngörebilmesi gerekir ve ardından tehditleri aciliyet, öncelik sırasına koyarak, önlemleri, çözümleri çalışması, uygulaması gerekir. Vatanın bütünlüğü, ülkenin ve ekonominin gelişmesi, düşmana karşı mücadele? bunlar tabii ki çok önemli önceliklerdir ama en az bunlar kadar ve belki de bunlardan daha önemlileri yok mu?

- Vatandaşların fiziksel ve ruhsal sağlıkları

- Temel yaşam hakları olarak temiz havaya, temiz suya, temiz toprağa ve temiz gıdaya erişim

- Yaşam kaynağımız olan doğanın korunması, canlandırılması

- Adalet, adaletli yaşam gibi.

Temiz gıdaya erişim çoğumuz için önemli bir sorun haline geldi. Kimyasallar, böcek ilacı kalıntıları içermeyen gıdalara çoğumuz erişemiyoruz. Ne yersek oyuz. Yediklerimiz hasta ediyor, fiziksel sağlığımızdan oluyoruz, kanser vakalarında artış var. Şehir ve iş hayatının stresi, ülke içinde ve dışında gerçekleşen olumsuz gelişmeler ruhsal sağlığımızı etkiliyor.

'İlerleme ve gelişme için doğanın katli vaciptir' söylemi ile havayı kirlettik, suyu kirlettik, toprağı kirlettik. Son 30 yıl içinde canlı üst toprağımızın üçte birini kaybettik. Birçok şehrimizin havası insan sağlığına zararlı kimyasallarla dolu. Derelerimizden zehir akıyor. Beton ormanı şehirler hızla bereketli ovaları kaplıyor. Otoyollar son kalan doğal ormanları yarıp geçiyor. Bunlar ülkenin gelişmesi, refahı için yapılıyor. Hepimiz ülkenin gelişmesini, refahını isteriz ama ne bedelle? Reklamlarda gururla gerçekleştirdiğimiz devasa projeleri sıralıyoruz, büyük başarı örnekleri olarak. Tamam eyvallah, buna devam edelim, ülkenin her köşesine erişelim, otoyollarla, endüstriyel tesislerle, şehirlerle dolduralım. Bizden sonra gelenler de bu çalışmaları sürdürsünler. Aradan 50 yıl daha geçmiş, ileri teknoloji ile gelişmeyi daha da hızlandırmışız. 2070'te uzaydan çekilen fotoğraflarda ülkenin çoğu bölgesi aynı İstanbul çevresi gibi olmuş, sanki tüm anavatan tek bir kozmopolit mega şehir gibi. Aralarda sadece ufak adacıklarda doğal orman, doğal yaşam kalmış. Bu mümkün mü?

HAYIR.

Hayatlarımızı sürdürebilmemiz için türlü doğal kaynaklara ihtiyacımız var: temiz hava, temiz su, temiz toprak, ormanlar, meralar, yeraltı madenleri gibi. Bir insanın ihtiyaçları (gıda, barınak, enerji, ulaşım, ticaret) için gerekli kaynakları üretebilecek; çöp ve atıklarını içine alarak zararsız hale getirebilecek toprak, su ve denizin toplam eşdeğer alanına o kişinin ?ekolojik ayak izi? deniyor. Mesela köyde yaşayan, hayatında uçağa binmemiş, uzak tatillere gitmemiş, toprağında kendi gıdasını yetiştiren kişilerin ekolojik ayak izi haliyle şehirlinin ayak izinden daha az olur. Ülkeyi oluşturan tüm bireylerin toplam ayak izi de o ülkenin ekolojik ayak izi olur, bunu ülke nüfusuna bölünce bireylerin ortalama ayak izi bulunur. Mesela footprintnetwork.org 'un 2014 verilerine göre Türk insanı ortalama ayak izi 3.2 hektar. 1 hektar 10 dönümdür veya 10000 metre kare. Her birimizin yaşamının devam edebilmesi için vatanımızda birey başına 3.2 hektar doğal alan olması gerekir. Ülkemizde 80 milyon insan yaşadığına göre 3.2 hektar x 80 milyon = 256 milyon hektar doğal alan olması gerekir. Ama Türkiye yüzölçümü 78,35 milyon hektardır (tamamı doğal alan farz edelim) - ihtiyaç olunanın üçte biri. Yani ülkenin doğal kaynakları mevcut yaşam standardımızı karşılamaya yetmiyor (kendi kendimize yetemiyoruz), dışarıdan ihtiyaçları karşılamak zorundayız veya gelecek nesillere kalması gereken kaynakları şimdiki ihtiyaçlarımızı karşılamak için tüketmek zorundayız.

Ülkemiz doğal kaynaklarını sürdürülebilir şekilde kullanmak ve gelecek nesillere de kaynak bırakmak için ülke doğasının bize sunabildiği sınır kapasite ise kişi başı 1,5 hektardır. Yani 1,5 hektarın bereketi ile yetinebilmeyi becermeliyiz. Ama tam tersine ilerleme ve gelişme için daha fazla kaynağa ihtiyaç duyuyoruz ve ekolojik ayak izimiz artıyor. Buna karşılık doğaya verdiğimiz zarardan dolayı vatanın biyokapasitesi (bize sunduğu doğal kaynaklar) sürekli azalmakta. Durum şimdiden böyle iken gelişmeye, ilerlemeye nereye kadar devam edebileceğiz? Bu önemli soruyu bizleri yönetenler düşünüyor mu? Hepimizin refahını düşündüklerine göre, bizlere sunacakları biz çözümleri olmalı ama bunların hiç konuşulduğunu duydunuz mu?

Küresel olarak ta durum farklı değil. Biz ülke olarak parasını verip başka bir ülkeden eksiklerimizi karşılıyoruz ama dünyanın sınırları var ve sürdürülebilir sınırlar aşıldığında başka bir dünyadan kaynak almak henüz mümkün değil. Sürdürülebilir şekilde, gelecek nesillere de kaynakları aktaracak şekilde yaşamak için herbirimize ortalama 1.7 hektar alan var dünya kara parçaları üzerinde. Ama mevcutta tüm dünya insanlarının birey olarak ortalama ayak izi 2.8 hektar. Yani sürdürülebilir sınırın 1.64 katı üzerinde.

Bir taraftan doğal kaynakları üstel oranda tüketmeye, yoketmeye, kirletmeye devam ederken; doğanın denge ve döngülerine de küresel olarak etki etmeye başladık, bozduk. Gittikçe hızlanan, ciddileşen bir iklim değişikliği gerçeği de var.

Son 30 yılın meteorolojik verilerine göre ülkenin ikliminde bariz değişim var; ülkede Doğu Karadeniz dışındaki tüm bölgelerde yaz yağışlarında azalma var ve neredeyse her yerde de sıcaklıklarda artış var. İklim bilimcilerin yakın gelecek için tahminlerinde ülkenin hızla kuraklaşacağı, çölleşeceği öngörülüyor.

Neticede gelecek nesillere kalması gereken kaynakları tüketmekteyiz, yaşam kaynağımız olan doğayı yoketmekteyiz, bereketi azaltmaktayız ve bu davranışla kendi çocuklarımızın geleceğini yoketmekteyiz. Bunu konuşan da yok.

Türk insanının ortalama ayak izi 3.2 hektar. ABD'linin ki 8.4, Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) yaşayanın 10, Çinli'nin 3.7 hektar, Hintli'nin ise 1.1 hektar. Yeterli kaynak olmayınca hangi ülkelerin kaynaklara ne kadar erişeceği de önem kazanıyor. Ülkeler arasındaki gerilimlerin temel nedeni bu. Gelişmiş ülkelerin ekolojik ayak izleri yüksek çünkü vatandaşlarının yaşam konforları yüksek, bunun devam edebilmesi için de ne yazık ki diğer ülkelerin çok daha az kaynakla idare etmeleri - veya başka deyişle sefil kalmaları zorunlu - yeteri kaynak yok. Sürdürülemez yaşam anlayışında kısıtlı kaynakların paylaşımında sorun çıkmaması imkansız. Burada adalet, adaletli yaşam, temel yaşam hakları gibi aslında çok önemli olması konular gündeme geliyor. Sadece ülkeler bazında değil, bireyler bazında da. Çok zengin olup, konforlu bir yaşam sürdürmenin bedeli, başka bir yerde bir sürü insanın zar zor geçinmek zorunda kalması - gerçek bu ama haliyle çok rahatsız edici bir gerçek. 'Hakkımla kazandığım para ile istediğim konforu yaşarım, elde ettiğim güçle istediğimi yaparım, kime ne?' Tamam eyvallah ama mesele şu ki, herkes senin gibi yaparsa, yeteri kaynak yok ve bu davranışla yaklaşan çöküşü daha da hızlandırıyor oluyoruz. Diğer insanlara, gelecek nesillere yaşam hakkı tanıyabilmek için hepimizin sorumlulukları olmalı. Çok temel mesele ama konuşan var mı?

Topluca sürdürülemez bir yolda olduğumuz bariz ama bunu ne yönetim, ne de bireyler kabullenmek istemiyor, görmek istemiyor, insanların da görmesini istemiyor. Çok zor hallerdeyiz. İngilizce'de 'ignorance is bliss' terimi var, Türkçeye tercümesi: 'cehalet saadettir veya bilmesem daha iyi.' Çoğunluk bu halde. 'Arkadaşlar uyanın, durum vahim' diyenler de devre dışı bırakılıyor, marjinalleştiriliyor.

Yangına körükle gitmeye devam ediyoruz; nereye kadar? Ne olması lazım ki kendimize gelelim? Hepimizi feci şekillerde etkileyebilecek büyük bir çöküş yaşamadan bu kabustan sıyrılabilir miyiz? Nasıl sıyrılabiliriz? Bizleri yönetenler ne öneriyor?


Yazar: Taner Aksel    Tarih: 08.05.2018 12:32:07



Ekoyerleşkeler

               

dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü, No 113 Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel