Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Doğanın Sesi 4/10 (Yazı dizisinin 4. Bölümü)

Ormanlarımız

Bir vatanın varolabilmesi hayat kaynağı olan canlı, bereketli doğasının korunmasına bağlıdır.

Bir sebepten ötürü çıplak kalmış bir toprak alan kendi haline bırakıldığında önce meraya dönüşür. Mera otları arasındaki baklagiller (yonca türleri) toprağın canlanmasında öncüdür. Toprağa azot salarak gübrelerler, diğer bitkilerin besin ihtiyacını karşılarlar. Toprak içinde köklenirler, kökleri toprağı sarar ve toprağın organik madde oranını artırır. Böylece toprak daha fazla su tutmaya başlar, daha uzun süre daha fazla canlı türünün yaşayabilmesi için daha elverişli bir ortam oluşur. Toprak üzerinde gelişen mera toprağı erozyondan korur, güneşten ve aşırı sıcaklardan korur. Yazları kuruyan otlar toprak yüzeyinde birikir, çürür, yeni toprak meydana getirir.

Ortam diğer bitkilerin yetişmesine müsait olunca çalı türleri ve öncü ağaç türleri (ki bu ağaç türlerinin önemli kısmı baklagil ağaçlardır) fidanları çıkmaya ve büyümeye başlar. Baklagil ağaçlar (akasya, gülibrişim, gladiçya, sefora, erguvan, iğde v.b. türleri) da köklerinden toprağa azot salarak toprağı besler, sonbaharda kuruyan yaprakları toprak yüzeyine düşer ve kısa sürede çürür, yeni toprak meydana getirir. Diğer ağaç türlerinin yetişmesine uygun ortam oluşur ve türlü ağaçların, çalıların, sarmaşıkların, yer örtücü otların, köksü bitkilerin çok katmanlı olarak, bir arada geliştiği doğal bir ormana doğru dönüşüm yaşanır.

İnsan eli değmemiş doğal ormanın bereketi ve direnci ormanı meydana getiren tüm canlı türlerinin biyolojik çeşitlilik içinde, birbirlerine birden fazla fayda ile bir arada varolmalarına bağlıdır.

Ormana doğru gelişimde canlı türleri arasındaki ilişkilerde zaman içinde farklı davranışlar gözlemlenir. Her canlının var olması için alana, besine, enerjiye ihtiyacı vardır ve başlangıçta bu kaynaklara erişimde rekabet yaşanır. Canlı büyüdükçe ihtiyaçları da artar - rekabet kızışır. Eğer iki farklı canlı türü aynı ihtiyaçlar için rekabet ederse, nihayetinde biri kazanır, diğeri ölür - buna ?rekabetçi dışlama' denir. Tohumdan daha önce filizlenen, daha önce büyüyen ağaç fidanı yaprakları ile civarını kaplar ve bu yapraklar altında yeteri kadar güneş alamayan diğer bitkiler yeteri gelişim gösteremez, ya ölürler ya da direnip üstteki ağacın bir sebepten dolayı ölmesini beklerler ki kendileri büyüyebilsin. Bu direkt rekabettir. Çam ağaçları civarlarındaki toprağı asitlendirirler ve toprağı diğer bitki türlerinin yetişmesine elverişsiz hale getirirler - buna endirekt rekabet denir.

Sadece çam fidanları dikerek mono ormanlaştırma yapılırsa, toprağa düşen iğne yapraklarını bakteri ve diğer organizmalar dönüştüremez ve iğne yapraklar asidik ham humus olarak yığınla birikir. Bu ortam diğer bitki tohumlarının büyümesine izin vermez. Endirekt rekabeti farketmek kolay değildir ve yerelde dengeler bozulunca ancak anlaşılabilir. Kirlilik, böcek ilaçları/kimyasallar da endirekt rekabet ögeleridir.

Doğada rekabetin ayarı kaçarsa, o doğal ekosistem içindeki tüm canlı türleri bundan zarar görür çünkü çöküş yaşanır.

Nihayetinde doğal ekosistemi, doğal ormanı meydana getiren canlı türleri denge içinde birlikte varolmayı başarırlar; bu, biyolojik topluluk için en temel gerekliliktir. Biyolojik toplulukta hiç bir birey keyfince davranamaz. Her birey topluluğun parçası olarak yaşamaya zorlanır. Bitki topluluklarında net böyledir ve bu sayede denge, döngü, direnç, bereket meydana gelir.

İç veya dış zorlama olmadığı sürece biyolojik topluluğun yapısı, dengesi değişmez. Zorlama olursa, dengeyi bulmak için çoğalma oran ve şekilleri de değişir. Mesela mono çam ormanı yaparsan, iklim değişince çam böceği tüm ormanı kurutabilir (çam böceği dünyanın birçok bölgesinde ciddi bir sorun haline gelmiştir). İnsanoğlunun üstel nüfus artışı ve artan tüketimi ciddi bir zorlamadır!

İnsanlık medeniyetinin ilk filizlendiği Mezopotamya'daki medeniyetlerin büyümesi ve yıkılması ormanların yokedilmesiyle ilişkilidir. Güneyimizde şu anda neredeyse hiç ormanı kalmamış ve üniter devlet olmaktan çıkmış, çöküşler yaşamış ve yaşamakta olan Suriye ve Irak toprakları bir zamanlar bereketli ormanlarla kaplıydı. İnsanın ulaştığı her yerde orman kıyımı yaşandı. Romalı'lar imparatorluklarını idame için Avrupa'nın ormanlarını kestiler. Erozyon ve yanlış hayvancılık nedeniyle bereket azaldı. Orta Avrupa'da el değmemiş tek doğal orman İsviçre Derborence bölgesindedir. Çin ve Japonya'da, İngiltere'de doğal orman yoktur. Ormanı bozan etmenlerin başlıları:

? Ağaç kesimi ? Hayvan otlatma, ? Çapalama, üst toprağı kazıma/kaldırma ? Yangın ? Tohumlar ? Sel ? Kuraklık ? Rüzgar ? Kirlilik (kimyasal, radyoaktif, genetik/GDO)

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan kuraklık ve sıcaklıklarda artış ta ciddi bir tehdittir. Çünkü yüksek sıcaklık + kuvvetli rüzgar + direkt güneş ışığı -> topraktan ve yapraklardan artan su kaybına neden olur ve bitkiler/ağaçlar yeteri su almazlarsa dayanamazlar, ölürler.

Ormanların çok önemli işlevleri, faydaları vardır. Çimlik bir araziye göre ormanın toplam yeşil yüzey alanı 5-20 kat daha fazladır ve çok daha fazla biyo kütle oluşturur. Ormanlar ses kirliliğini, erozyonu, afet zararlarını azaltır, önler; havayı temizler, su kalitesini korurlar. Çok katmanlı yapısı ile rüzgar hızını azaltır, havadaki tozları filtreler. 6000 kullanım yeri olan odun hammaddesinin üretim kaynağıdır.

Bitkiler havadan karbon dioksiti alırlar ve havaya oksijen salarlar. Orman biyokütlesinin neredeyse yarısı karbondur (ağaç sıvısını dışlarsak). Dünyadaki tüm organik maddenin 1/10'u karbondur! Karalardaki bitki biyokütlesinde 550-650 gigaton civarı karbon depolanmıştır. Atmosferde ise mevcutta 750 gigaton karbon vardır.

İnsanoğlu endüstriyel aktiviteleri nedeniyle atmosfere 1990'da bir yılda 6.15 gigaton karbon salarken, 2010'da 9.14 gigatona çıktı. Bugünlerde her yıl neredeyse 10 gigaton karbon salmaya devam ediyoruz ve bu da küresel ısınmanın, iklim değişikliğinin hızlanmasına neden oluyor.

İnsanoğlu olarak havaya fazladan saldığımız karbonun yarısını denizler ve bitkiler bünyelerine alır; diğer yarısı da atmosferde kalır.

Ormanlar iklim değişikliğini önlemede çok önemli rol oynayabilir. Karalarda orman yetiştirilebilecek bölgelerde yetişkin doğal ormanlar olsaydı, bu ormanlarda 1700 gT karbon depolanabilirdi. Ama yine de insanlık olarak seferber olsak ve ekosistem anlayışı ile doğal ormanlar oluşturabilsek 800 gT kadar karbonu ormanlarda depolayabiliriz. İklim değişikliğine karşı ormanda yapabileceklerimiz:

- Yeni ormanları maksimum büyümeleri için yönet - Yetişkin, eski ormanları koru - Karbon yakalama potansiyeli en çok olan ağaçları türlerini dik - Sağlıklı, karbon zengini topraklar üret.

Ülkemizin Ormanları

Kısa süre önce Orman Bakanlığı'mızdan adıma bir mektup ulaştı, mektup içinde son zamanlarda ormanlaştırma alanındaki başarılarımız listeleniyor, 4 milyar ağaç dikimi yapıldığı anlatılıyor ve tüm bireyler olarak ormanlaştırma çalışmalarına katkıda bulunmamız dileniyordu. Mektup içinde çam tohumları çıktı, bunları dikerek ülkemizin daha da ormanlaştırılmasına destek olabiliriz. Anladığım kadarıyla milyonlarca aileye bu mektuplardan gönderildi. Kritik seçimler öncesinde doğa severlerin takdirini kazanmak için hazırlanmış bir kampanya. Ancak doğa, ekosistemler, ormanlar konusunda bilgili biri olarak mektupta anlatılanlara pek ikna olmadım. Şöyle ki,

Mevcut hükümet, kendi yönetimleri sırasında yani 2002'den beri 4 milyar ağaç dikildiğini belirtiyor. Bir orman oluştururken ağaç fidan dikiminde minimum mesafeler vardır. Mesela yükselip büyüyecek ağaçlar sık dikilemez, birbirlerinin gelişimini engellerler. Mesela mektuptan çıkan çam tohumlarını en yakın 5 metre mesafeyle dikmek gerekir. Her bir ağaç fidanı çevresinde 5x5= 25 metre kare bir toprak parçası olduğunu kabul edelim ve 4 milyar ağaçla çarpalım; 100,000 km2 alanı kaplar. Türkiye yüzölçümü 783.562 km2 dir. Yani ülkenin toplam yüzölçümünün sekizde birinden fazlası ormanlaştırılmıştır. Bu çok büyük bir başarıdır ve bu kadar büyük alanlar ormanlaştırılmışsa, biz vatandaşların da net olarak bu ormanlaştırmayı gözlemliyor, farkediyor olmamız gerekir.

Orman Genel Müdürlüğü'nün Türkiye Orman Varlığı 2015 raporuna göre; orman sahamız 1972 yılında 20,2 milyon hektar iken, 2015 yılı itibariyle 22,3 milyon hektara ulaşmıştır. ( 1 km2 = 100 hektar) Bu verilere göre ülke yüzölçümünün %28'i orman alandır. Güneyimizde neredeyse hiç ormanı kalmamış ülkelere göre çok şanslı olduğumuzun göstergesidir. Ancak bu verilerle küresel ormanlık alanları uydudan takip eden bağımsız kuruluşların verileri arasında dağlar kadar fark var.

1997'den beri dünya ormanlarının durumunu takip eden Global Forest Watch (http://www.globalforestwatch.org/) verilerine göre 2010 itibariyle ülkemizin 7.26 milyon hektarı ormanlarla kaplı - Orman Genel Müdürlüğü verilerinin üçte biri, çok büyük bir fark. Ayrıca Global Forest Watch verilerine göre 2001 ve 2016 arasında 0.39 milyon hektar ormanlık alan kaybedilmiş. 2001 ile 2012 arasında 0.18 milyon hektar alan ormanlaştırılmış. Yani aslında ormanlaştırmanın iki katı oranda kaybımız var. Eğer ülkenin sekizde biri ormanlaşmış olsaydı, bu hassas uydulardan orman artışını göremez miydik? Niye görmüyoruz?

Hükümetimiz ormancılıkta kazanımlarımızı gururla reklam yaparken, kayıplardan neden bahsetmiyor? Hangi veriler doğru?

Sadece çam fidanı, tohumu dikerek doğal orman olmaz. Ayrıca sadece toprağa tohumu ekmek veya fidan dikmek te yetmez. Yazın aşırı sıcak ve kuraklarda bunlar sulanmazsa zaten yaşama şansları çok düşüktür.

Ormanlaştırırken mutlaka su toplamayı da ve sulama imkanlarını da tasarlamak gerekir. Bundan 10 yıl kadar önce çiftliğimin bulunduğu bölgede Bursa'nın STK'ları ve işletmeleri elbirliği ile ağaçlandırma kampanyası yapmıştı. Köylünün geçimine destek olur diye bolca meyve ağaçları da dikildi. Komşu araziye dikilen yüzlerce ağaç fidanından sadece birkaç tanesi hayatta kaldı çünkü fidanlar dikildikten sonra sulanmadı, yazın kuruyup gittiler ve onca emek te boşa gitmiş oldu.

Önemli olan, vatanımızın topraklarını, doğasını korumak için ekosistem anlayışı ile ormanlaştırma çalışmalarının seferberlik halinde yürütülmesidir. Bu sayede bir çok fayda sağlanabilir:

İklim değişikliğini önleme, erozyonu/toprak kaybını önleme, yeni toprak üretme, temiz su kaynaklarını koruma, gıda ormanları kurarak ormanlık alanların bereketini, bolluğunu artırma ve çeşitlendirilen, katma değerlendirilen orman ürünleri ile kırsalın geçimine destek. Bozulan doğal denge ve döngüleri onarma, hepimiz için çok daha doğal ve bereketli bir yaşam.



Yazar: Taner Aksel    Tarih: 08.05.2018 18:22:31




Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel