Belentepe Çiftliği Logo
ANASAYFA   |   TANITIM FİLMİ  |   FOTO GALERİ  |   İLETİŞİM   |   ENGLISH    
hikayemiz
HİKAYEMİZ
ugraslar
UĞRAŞLAR

Doğanın Sesi 5/10 (Yazı dizisinin 5. Bölümü)

Bahar en güzel mevsim - doğanın, ormanların, meraların, bahçelerin uyandığı, bereketin katlanarak arttığı dönem. Uzun sürmez, Marmara Bölgesi'nde Mart ayı içinde başlardı, Haziran ortalarına kadar devam ederdi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü artık böyle değil. Bu değişim kısa sürede, 5-10 yıllık bir zaman diliminde gerçekleşti. Şimdi Şubat ayında 20 dereceleri görüyoruz, doğa uyanmaya başlıyor. Sonra birden soğuyor, don geliyor. Sonra yeniden ısınıyor, Mart'ta sıcaklık 25 derecelere, Nisan'da 30 derecelere çıkıyor. Ama aralarda soğuk dönemler de oluyor. Sürekli bir zıplama hali. Sıcak soğuk değişimleri kış hastalıklarının, gribin daha çok yayılmasına neden oluyor - bizlere etkilerinden biri. Doğada ise tüm canlı türleri üzerinde artan bir gerilim meydana getiriyor. Çiçeklenen ağaçlar don yediklerinde çiçeklerin çoğu dökülebiliyor ve o mevsim az meyve veriyorlar. Meralar büyümüyor, otlar yükselmiyor. Eskiden Nisan yağmurları vardı, şimdi Nisan'da hiç yağmur yağmıyor, toprak kuruyor ve bahçeleri sulamak gerekiyor. Eskiden Haziran ortasına kadar sulama gerekmezdi. Otlar yükselmeyince hayvancılık etkileniyor. Özellikle yeni doğan yavrular meradan yeteri beslenemeyince iyi gelişemiyorlar ve kuru yem vermek gerekiyor - hayvancılıkla uğraşanların maliyetleri yükseliyor. Kurak mevsime zayıf giren mera otları kuruyor, toprak çıplak kalıyor ve ani gelen bir selle üst toprak akıp gidiyor. Uzun süre kuraklıktan sonra ani ve çok yoğun bir yağmur geliyor ve bazen dolu ile birlikte. Koca dolular bahçelere, tarlalara ve artık şehirlere de ciddi zararlar vermeye başladı. Doğada hızlı bir değişim var ve artan sayıda insan da bunu farketmeye başladı.

Gittikçe büyüyen problemlerle karşı karşıyayız. Ama problemin temelini kavramazsak, sadece semptomlara çözümler üretmeye çalışırsak, varolmayan zamanı boşa harcamaya devam edersek, hepimiz için zor günler olacak.

Kısıtlı kaynakları olan bu dünya üzerinde insanlık olarak artan oranda çoğalmaya ve yenilenemeyen kaynakları tüketmeye, doğayı kirletmeye, yoketmeye devam ediyoruz. Bu durum sürdürülemez ve nihayetinde doğanın denge ve döngüleri bozulmaya başlar ve bundan en zararlı da bizler çıkarız.

Bilim ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde kendimizi doğanın efendileri olarak görmeye başladık. Doğa bizim kontrolümüzde sandık. Oysa bizler doğanın parçasıyız ve doğa bizlerin yaşam kaynağıdır - bunu çoğumuz hala farkedemiyor. Şehirlerde doğadan tecrit yaşarken ve konfor için türlü ürün ve imkanlara kolayca ulaşırken bunu farketmemek normal. Ama gıdamızın önemli kısmı toprakta üretiliyor, doğadan geliyor. Yaşamak için yemek zorundayız.

Artan nüfusu, büyüyen şehirleri besleyebilmek için yaygın şekilde endüstriyel tarım yapılıyor. Devasa alanlarda toprak çapalanıyor, tek tip ürün ekiliyor/dikiliyor ve yetiştiriliyor. Ürün yetişmesi için gerekli besin için toprağa kimyasal gübre atılıyor. Bitkiler hastalanmasın, böceklenmesin, ürün kaybı olmasın diye türlü böcek ilaçları, zehirler atılıyor. 'İyi Tarım' adı altında reklamı yapılan ürünlerde iyi olan tek şey atılan zehirlerin makul oranlarda kullanılması çünkü bilinçsiz köylü zehirleri bocalıyor. Zehir kalıntıları meyve, sebze, otlarla bizlerin vücuduna taşınıyor, hastalanma riski artıyor. Endüstriyel tarım yapılan topraklar zamanla ölüyor. Son 40 yıl içinde dünya çapında canlı üst toprağın üçte birini kaybettik.

Sınırları olan dünya gezegeni bütününün parçalarıyız ve dünya makro ekosisteminde her şey birbirine bağlı. Yerel ekosistemlerde canlılar arasında biyolojik çeşitlilik esastır. Her bir canlı türü ekosistem içinde önemli görevler yapar ve hiçbir canlı türü kendi başına özgür hareket edemez - eğer böyle olursa ekosistemde çöküş yaşanır ve her canlı türü bundan etkilenir. Bizim doğaya yapmakta olduklarımızın farketmek istemesek te doğada etkileri oluyor.

Ülkemiz genelinde sıcaklıklar artıyor ve yağışlar azalıyor, kuraklık tehdidi altındayız, yakın gelecek için tahminler kötü, önümüzdeki 30-40 yıl içinde ülkenin önemli bölümleri çölleşmeye başlayacak. Bu hepimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit. Yaşam kaynağımız olan anavatanımızın doğası çölleşirse bu toprak parçasında bunca insan nasıl yaşayacağız? Çölleşmiş güney ülkelere bakmak yeterli, bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini görebilmek için.

Büyük tehditler:

? Artan sıcaklık ve kuraklık nedeniyle o çölleşme, o yerel ekosistemlerde artan gerilim, yokolan canlı türleri, göceden canlı türleri o kırsal üretimde kayıplar o toprak kaybı o toplu göçler

? Artan şehirleşme, endüstrileşme nedeniyle o Hava, su, toprak, gıda kirliliği o Doğanın, yaşam kaynaklarımızın yokedilmesi o Toprak kaybı o Kırsaldan şehre göç, büyüyen ve sorunları da artan şehirler o Kırsalda doğal üretimin azalması o Artan iklim değişikliği

? Endüstriyel tarım nedeniyle o Toprağa salınan kimyasallar, suni gübreler o Öldürülen toprak o Kimyasal kalıntılar bulunan gıdalar - insan sağlığına olumsuz etkiler o Yeraltı sularının kirlenmesi o Derelerin, göllerin kirletilmesi, canlı hayatının yokolması o Toprak kaybı o Artan iklim değişikliği

Yukarıda sıralanmış bu tehditlerin tamamı doğa ile ahenk içinde, sürdürülebilir bir şekilde yaşamadığımız için gerçekleşiyor. Doğamızı daha fazla kirletmeden, yoketmeden, bereketini koruyarak yaşamımız için gerekli kaynakları, ürünleri temin etmeyi başarmalıyız. Bu sayede birçok fayda da sağlayabiliriz. Öncelikle yeni bir yaşam anlayışı, etik prensiplerimiz olmalı.

1. 'ilerlemek, gelişmek için doğanın katli vaciptir' anlayışı artık geçerli olamaz, daha fazla kirletemeyiz, yokedemeyiz. Geri dönüşümle, atık ve kirlilik üretmeyen döngüsel yaşam ve üretim anlayışına dönüşmeliyiz. 2. Temiz hava, temiz su, temiz toprak, temiz gıda her bireyin temel insan hakkıdır. 3. Fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltacak, temiz enerji çalışmaları yanında tasarruf özendirilmelidir. 4. Mevcut doğal alanları korumalı, bozulmuş ekosistemler ve bozkırlar canlandırılmalıdır. 5. İnsana değer vermeli, ırk ve kültürel çeşitliliğimizin en büyük zenginliğimiz olduğunu görmeli, değerlendirmeli. İnsanlar doğanın önemli konusundan bilinçlendirilmeli, hep birlikte koruyucu çalışmalara girilmeli. 6. Sağlığımız için doğal gıda üretimi desteklenmeli, endüstriyel tarımdan sürdürülebilir, doğal tarıma dönüşmelidir. Kırsalın geçimi desteklendikçe kırsaldan şehre göç te önlenebilir, terse göç yaşanabilir.

Toprak kaybı en önemli tehditlerin başında geldiğine göre; çözüm olarak seferberlik halinde toprağı koruma, canlandırma ve toprak üretme çalışmaları yapabiliriz. Somut örnek vereyim, çalışmalarımızdan bahsedeyim.

Doğal bahçecilik yapıyoruz, canlı toprak üretiyoruz ve doğal/temiz gıdamızı üretiyoruz.

Bir bitki ne kadar güçlüyse, hastalıktan da o kadar az etkilenir. Aynı bizim bağışıklık sistemimizin güçlü olması gibi. Güçlü bitki canlı, besin ve mineral açıdan zengin toprakta yetişir. Bu bitkinin ürünü bizler için şifadır. Doğal yöntemlerle üretilmiş temiz gıda en temel insan hakları arasında olmalıdır ama burada büyük sorunlar var ve hepimizi etkiliyor. Bu konuda hepimiz çaba gösterebiliriz.

Okullarla, gençlerle, hocalarla çalışıyoruz, okullarda, belediyelerin parklarında doğal bahçeler kuruyoruz. Yerel halk bu topluluk bahçelerinde kendi doğal gıdalarının bir kısmını hep birlikte yardımlaşarak, paylaşarak üretiyor. Toprağı, önemini, toprak üretmeyi öğreniyorlar. Sorun ve hastalıklara karşı bitkileri doğal yöntemlerle nasıl koruyacaklarını öğreniyorlar. Ruhsal ve fiziksel sağlık yanında, topluluk olarak birlikte iş çıkarmayı tecrübe ediyorlar.

Bahçecilik birçoğumuzun şehirlerde balkonda, terasta, beton üzerinde sandık içinde bile yapabileceği çok faydalı ve en önemli ilk adımdır. Mutfaklarımıza temiz gıda sağlamak için aynı görüşte komşularla, dostlarla ortak çabalar içine girilebilir. Kırsalda doğal gıda üretenler desteklenebilir.

Çiftliğimizde kendi doğal gıdamızı üretiyoruz, fazla ürünlerimizi de şehirdeki dostlarımıza eriştiriyoruz. Bu tür çalışmaların hızla arttığını gözlemliyoruz, güzel gelişmeler bunlar. Çiftlikte yaptıklarımızdan bir örnek: Çapalama yapmıyoruz. Üzüm bağlarımız ve gıda ormanımız var. Bütün alanlarda toprağı koruyoruz ve sürekli toprak üretiyoruz. Toprağımız çoğu alanda baklagil otlarla kaplı, yonca/üçgül türleri. Bu otları baharla birlikte yazın ortalarına kadar birkaç haftada bir biçip toprağın üzerine yatırıyoruz. Baklagil otları her biçtiğimizde bu ot köklerinden toprağa azot salınıyor ve toprak için en değerli mineral olan azot sayesinde üzümlerimiz, ağaçlarımız doğal olarak gübre ihtiyaçlarını alıyorlar - ürünlerin lezzeti ve şifası da ayrı bir kazanım. Ayrıca biçilen otların kökleri de küçülür ve böylece toprak havalanır, toprakta organik madde miktarı artar ve bu tür toprak daha fazla su tutar - kurak mevsimde daha avantajlıdır. Ayrıca biçilen otlar toprak üzerini battaniye gibi kaplar, sıcak güneş ışınlarından toprağı korur, daha uzun süre toprak nemli kalır ve toprak üstünü kaplayan kuru biçilmiş otlar diğer yabani otların çıkmasını ve yayılmasını da azaltırlar; zamanla kuruyan, çürüyen otlar toprağa dönüşür ve yeni üst toprak üretmiş oluruz. Daha da iyisi, bitkiler havadan karbon dioksit çeker ve kendi yapılarında kullanırlar. Biçilen otlar, kökleri yeni toprak oluştururken, havadaki karbon da toprağa gömülür ve iklim değişikliğine karşı çok önemli bir çalışma yapılmış olur.

Çoklu fayda. Öyle etkili çözüm üret ki, birbirine destek birçok fayda sağlanabilsin. Bunun için bütüncül bakış açısı gereklidir. Doğanın denge ve döngüleri gözlemlenir ve bunlara karşı değil, bunlarla birlikte çalışarak çok daha bereketli ürünler elde edilebilir.

Artan sıcaklığa, kuraklığa, iklim değişikliğine karşı doğamızı, toprağımızı korumanın en etkili yolu çiftlikte yaptığımız gibi toprağı baklagil otlarla örtmek, toprağın organik madde miktarını artırmak ve aynı zamanda su tutarak toprağın nemli kalmasının sağlamaktır çünkü kuru toprakta yaşam zordur, bitkiler yaşamaz. Arazimize yağan yağmur, kar sularını setler, göletler, depolar yaparak tutabiliriz. Suyu tutunca kurak mevsimde bitkilerimizi, ağaç fidanlarımızı sulama imkanımız olur. Biyolojik çeşitliliği önemseyen, ekosistem mantığı ile 'gıda ormanları' kurabiliriz. Gıda ormanında baklagil ağaçlar ve toprağı örten baklagil otlar toprağa azot salarak toprağı gübreler. Yükselen baklagil ağaçlar diğer meyve, yemiş ağaçlarını aşırı güneş ışınlarından, rüzgardan korur. Dökülen yapraklar toprağı kaplar, çürüyüp çözünerek yeni toprak meydana getirir. Kardeş bitkiler, diğerlerinin daha sağlıklı, bereketli ürünler vermesine destek olurlar. Bazı bitkiler zararlı böcekleri kokuları ile uzak tutar; bazı çiçekler renkleri ve kokuları ile faydalı böcekleri çeker. Erken bahardan geç sonbahara kadar sürekli türlü ürünler verecek bitki türleri içe çeşitlilik artırılır. Meyve, sebze, yemiş, yeşillik, hayvan yemi için otlar üretilebilir. Çölleşmeye yüz tutan bozkırlar gıda ormanına dönüştükçe:

? Kırsalın bereketi artar, geçim kolaylaşır - kırsala göç imkanı artar ? Toprak korunur, yeni toprak üretilir ? Havadaki karbon toprağa gömülür, iklim değişikliğine karşı önemli çalışma ? Şehirliye doğal gıda seçenekleri artar, doğal gıda fiyatları düşer. ? Gelecek nesillere daha bereketli, dirençli bir doğa teslim edilir.

Kırsalda benzer çalışmalar yapanların sayısının artması için bu çabaların desteklenmesi gerekir. Bu desteği başkalarından beklemek yerine şehirliler gerçekleştirebilir - temiz gıdaya erişim çalışmaları ile. Kendi mutfaklarımıza doğal, sağlıklı gıdaları sokarken, kırsalın geçimine destek olunur, doğa korunur, hep birlikte iklim değişikliğine karşı çalışma yapılmış olur - çoklu fayda.

Doğa ile ahenk içinde, sürdürülebilir bir yaşama doğru dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Çok zor görünse de mümkün. Sadece daha fazla sayıda insanın çaba göstermeye başlaması bile yeterli. Eğer bir de bu meselenin önemini kavrayan bir lider olursa, o zaman çok daha hızlı ilerleyebilir. Dönüşüm aniden olmayacak, ufak adımlarla başlayacak ama adım atmaya başladıktan sonra birçok çözüm de bulunmaya başlayacak. Daha sağlıklı, huzurlu, keyifli, adaletli, her açıdan refah bir yaşam hayal eder çoğumuz, bu hayali gerçekleştirmek üzere yaşam kaynağımız olan doğadan, topraktan başlamak ne güzel.

Başarılı örnekler hayata geçirmeliyiz, çünkü bu örnekleri görenler doğa ile ahenk içinde bir yaşamın mümkün olabildiğini tecrübe ederler, ümitlenirler, kendilerinin de yapabileceğini hissederler, yeni örneklerin oluşmasına önayak olurlar. Şehirler içinde küçük alanlarda ekoparklar kurabiliriz, buralarda eğitimler, uygulamalar yapılabilir. Kırsaldan gelen ürünlerin satış, dağıtım merkezi olabilir. Kırsaldaki üreticilerle tanışma, dost olma imkanı olabilir ve kırsalın geçimine destek olunur. Finansal olarak başarılı çalışmalar sayesinde artan sayıda insan geçimlerini bu yollarla sağlamaya başlayabilir. Çocuklar, gençler ekoparklarda doğayı, doğal gıda yetiştirmeyi öğrenebilir. Emekliler bahçecilik yaparak zamanlarını daha keyifli ve faydalı geçirebilir. Şehirli buralarda stres atar, nefes alır.

Şehir kenarlarında büyük ekoparklar, ekoköyler kurulabilir. Buralarda şehirlinin temiz, doğal gıda ihtiyacının bir kısmı üretilebilir ama aynı zamanda kırsal turizm yapılabilir. Şehirli tatilinin bir kısmını buralarda geçirerek dinlenir, sağlıklanır, huzur bulur - ve kırsalın geçimine destek olunur. Şehirden kırsala göç olasılığı artar. Artan sayıda insanın doğa üzerindeki ekolojik ayak izi azalır ve iklim değişikliğine karşı da önemli başarılar kazanılabilir.

Endüstri, doğayı kirletmeden, geri dönüştürerek üretime dönüşebilir. Bu dönüşüm sayesinde büyük kazanımlar, maliyetlerde düşüşler sağlanabilir. Çevreci ürünler tercih edilir, endüstri de birçok yeni alanlara, teknolojilere yönlenebilir. Eğer lider ve yönetim de bu çalışmalarda öncü olursa, ülke hızla dönüşebilir ve dünya arenasında 'örnek' ülke olabilir. İnsanlık tarihinde ülke olarak önemli bir adım atmış oluruz. Bunların hepsi mümkün ve ayrışmaktan, kavgalardan, iç savaştansa olması gereken doğru yol bu.

Umut için, çocuklarımıza daha yaşanabilir bir ülke, dünya bırakabilmek için önce geleceği hayal etmemiz gerekir ki hayalimize erişebilmek için adımlar atalım. Kolektif hayalimiz anavatanımızın toprağını, doğasını korumak, bereketlendirmek olsun.


Yazar: Taner Aksel    Tarih: 24.05.2018 17:12:13



Ekoyerleşkeler

Eğitimlerimiz:
Sürdürülebilir Yaşama Giriş kursu
Permakültür Tasarım Sertifika kursu
Çocuklar için doğal yaşama giriş kursu

Atölyelerimiz:
Temiz enerji sistemleri kurulumu
Doğal yapı uygulamaları
Arıcılık atölyesi
Kompost gübre yapımı atölyesi
Doğal bitki ilaçları yapımı atölyesi
Peynir ve süt ürünleri yapımı atölyesi
Doğal beslenme & detoks atölyesi
Yoga atölyesi
Kamplarımız:
Çocuk / Aile Kampı
Gençlik Kampı
Müzik Kampı
dönüşüm

Belentepe Mürseller Köyü Uludağ/Bursa    Tel: +90(532)614 99 43    E-posta youtubefacebook
 
  Web Tasarım:
Birant Aksel